Anasayfa Fiziki Canlılar Türkiye ve Biyoçeşitlilik

Türkiye ve Biyoçeşitlilik

4816
0
PAYLAŞ

Biyoçeşitlilik adlı eski yazımızda daha çok biyoçeşitliliğin, ekosistemin ne olduğunu ve biyoçeşitlilik-ekosistem ilişkisinden söz etmiştik. Konuya böyle bir giriş yaptıktan sonra önce geniş ölçekte yeryüzünde biyoçeşitliliğe ilişkin bir takım bilgiler vermiştik ve ilk yazımızı “Yeryüzünde biyolojik çeşitlilik açısından 34 sıcak bölge önem bulunmaktadır.” diyerek sonlandırmıştık. Bu yazımızda ise kaldığımız bu noktadan devam ediyoruz. Biyoçeşitliliğin Türkiye bölümünün üzerinde duracağız.

Yeryüzündeki 34 sıcak bölge;

  • Yeryüzü yüzölçümünün %2,3’ünü kaplamaktadır,
  • Yeryüzündeki tüm bitki türlerinin %50’si bu bölgelerde yer almaktadır ve
  • Yeryüzündeki tüm karasal omurgalıların %42’si ise bu 34 sıcak noktaya özgüdür.

Türkiye’de kesişen üç sıcak bölge.

Yukarıdaki görselde de görüldüğü üzere yeryüzünde tehlike oluşturan 34 sıcak noktanın üç tanesi ülkemizde bulunmaktadır. Bunlar; Akdeniz, İran-Anadolu ve Kafkas Bölgesi olarak belirtilebilir. Yeryüzünde beş ülke(Çin, Kenya, Güney Afrika, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye) bu sıcak noktaların ikisinin birleştiği ülkelerdir.

Bunlardan yalnızca Türkiye, üç sıcak noktanın buluştuğu yer olması nedeniyle varsıl(zengin) biyolojik türlülüğe iyedir.

Türkiye Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç değişik bitki coğrafyası bölgesinin kesişme noktasıdır. Türkiye, yeryüzünün 8 gen merkezinden ikisinin(Akdeniz ve Yakın Doğu) kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role iyedir.

Türkiye’deki Bitki Coğrafyası Bölgeleri ve Anadolu Diyagonali.

Türkiye özgün(endemik) bitkiler açısından yeryüzünün önemli ülkelerinden birisidir. Yurdumuzun siyasi hudutları içinde doğal olarak yetişmesine karşın başka hiçbir yerde yetişmeyen, diğer bir deyişle yeryüzünde yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye özgünleri(endemikleri) olarak adlandırılır. Türkiye’de özgün(endemik) tür sayısı da yüksektir. Türkiye özgünlerinin(endemiklerinin) sayısı 3778 ve özgünlük(endemizm) oranı %34,4’dür. Bu oran ılıman kuşak ülkeleri için oldukça yüksektir. Geven(Astragalus) ve sığırkuyruğu(Verbascum) özgünlük(endemizm) oranının en yüksek olduğu bitkiler arasında yer almaktadır.

Türkiye bitkilerinden kimilerinde tür sayıları ve özgünlük(endemizm) oranı.

Türkiye biyolojik türlülük açısından küçük bir kıta özelliği göstermektedir. Bunun nedenleri arasında üç değişik biyoiklim türünün görülmesi, içinde Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç Bitki Coğrafyası Bölgesi(BCB) bulundurması, var olan topografik, yer bilimsel, yüzey bilimsel ve toprak türlülükleri, deniz, göl, akarsu, tatlı, tuzlu ve sodalı göller gibi değişik sulak alan türlerinin varlığı, 0-5000 metreler arasında değişen yükselti değişiklikleri, derin kanyonlara ve çok değişik ekosistem türlerini bulundurması, Avrupa ülkelerine göre buzul döneminden daha az etkilenmesi, Kuzey Anadolu’yu Güney Anadolu’ya bağlayan Anadolu Diyagonali’nin varlığı ve buna bağlı olarak oluşan ekolojik ve floristik değişiklikler ile üç kıtanın birleşme noktasında yer alması sayılabilir. Özetle Türkiye; tarım, orman, dağ, bozkır, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine ve bu ekosistemlerin değişik türlerine ve değişik birleşimlerine iyedir.

Ülkemizde orman, bozkır ve sucul ekosistemleri temel ekosistem türlerini oluşturmaktadır. Orman ekosistemleri, topografik yapıdaki değişkenlik ve denize olan uzaklık gibi etkenlere bağlı olarak hem değişik ağaçları hem de otsu bitkileri barındırır. Bunlar içinde yaşlı ormanlar içeren Doğu Karadeniz dağ ormanları; yeryüzünün en geniş selvi(Cupressus sempervirens) ve sedir(Cedrus libani) ormanlarını içeren Akdeniz ormanları, karışık, geniş ve iğne yapraklı ağaçları, Batı Karadeniz ormanları önem bakımından başta gelir. Ülkemizde orman ekosisteminde ekonomik açıdan önemli olan bitki türlerinin sayısı da yüksektir. Bunları şöylece sıralayabiliriz; 20 yabanıl meyve ağacı türü, 10’dan çok sebze türü, 14 tıbbi bitki türü, 5 yemlik bitki türü ve 17 süs bitkisi türü. Orman ekosistemi envanteri ile ilgili çalışmalar arttıkça bu sayıların da artacağı düşünülmektedir. Avrupa’da global olarak tehdit altında bulunan, şah kartalı(Aquila heliaca) ve kara akbaba(Aegypius monachus) Türkiye ormanlarında ürer ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış orman faunası türlerindendir.

Şah Kartalı(Aquila heliaca)

Genetik çeşitlilik için en önemli alanlar bozkır ekosistemleridir. Ülkemizde toplam bozkır alanı yaklaşık 21 milyon ha’dır ve bunun yaklaşık %80’ini üretim olanağı veren kurak alanlar oluşturur. Ekili alanlar(27,7 milyon ha), çoğunluğu bozkır bölgelerinde yer almak üzere Türkiye’nin toplam yüzölçümünün %36’sını oluşturmaktadır. Tahılların büyük çoğunluğu yalnızca Türkiye’ye özgü olan yabanıl türlerden yetiştirildiklerinden, ekonomik açıdan bakıldığında bozkırın, belki de en önemli ekosistem olduğu görülmektedir. Günümüzde uygarlığın büyük bir bölümünü besleyen bu tahıllar, bu bölgede yetişen yabanıl türlerden çağlar boyu sürdürülen uğraşlar sonucu türetilmiştir.

Türkiye bozkır ekosistemi; özgün bir alt tür olan Anadolu miflonu’nun(Ovis orientalis anatolica) yanı sırabozkır vaşağı(Felis caracal), kurt(Canis sp.), huş faresi(Sicista caucasia), köstebek(Talpa europea), gelengi(Citellus citellus) ile Avrupa’da global olarak soyu tehlikede olan kuş türlerinden toy(Otis tarda), yılan kartalı(Circaetus gallicus), mezgeldek(Otis tetrax) gibi çokça önemli türü barındırır.

Anadolu miflonu(Ovis orientalis anatolica)

Türkiye, her biri çok değişik ekolojik özelliklerde olan dört denizle(Akdeniz, Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz) çevrilmiş olan Anadolu ve Trakya yarımadalarından oluşmaktadır. Tuzluluk oranı Karadeniz’de %0.18, Marmara Denizi’nde %0.23, Ege Denizi’nde %0.32, Akdeniz’de ise %0.38’dir. Yeryüzünün hiçbir ülkesindeki kıyılarda böylesine yüksek türlülük gösteren tuzluluk ve ekolojik yapı bulunmamaktadır. Bunun sonucunda fitoplanktonlardan, balıklara ve yunus gibi deniz memelilerine dek büyük bir varsıllık içerirler. Türkiye kıyıları içinde en yüksek tuzluluk ve sıcaklık oranındaki Akdeniz, biyolojik türlülüğün en varsıl olduğu bölgedir. Süveyş Kanalı’nın açılmasından sonra Kızıldeniz’den göç yoluyla Akdeniz’e gelen Hint-Pasifik Bölgesi’nden birçok tür de bu bölgeye yerleşmiştir. Göç sonucu bu bölgeye yerleşmiş 26 tür saptanmıştır.

Karadeniz, düşük bir tuzluluk oranındadır. Ortalama derinliği 2.000 m olup 150 m’den daha derin olan bölgelerinde oksijen bulunmaz. Karadeniz boyunca uzanan kıyı alanı çok dar olduğundan, yaşam alanları çok sınırlıdır. Karadeniz’deki türlerin sayısı Akdeniz’de yaşayan tür sayısının 1/5’i kadardır, buna karşın Türkiye’nin balık üretiminin %70’ini sağlayacak düzeyde verimlidir.

Ege ve Marmara kıyıları yoğun biçimde araştırılmış ve Marmara Denizi’nin yüzeyinin İstanbul Boğazı yoluyla gelen Karadeniz sularının etkisi altında olduğu görülmüştür. Marmara Denizi’nin daha derin bölgeleri ise Ege-Akdeniz sularını içerir ve 400’den çok organizma türünü barındırır. Türkiye denizlerinde yaklaşık 3.000 bitki ve hayvan türü tanımlanmıştır. Bu alanda uzmanlaşmış bilim kişisi sayısının ve sınıflandırma çalışmalarının yetersizliği nedeniyle bu sayının çok daha yüksek olduğu öngörülmektedir.

Türkiye’deki balık türü sayısı yaklaşık 472’dir ve bunların yaklaşık 50’si tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bugüne dek yapılan çalışmalar sonucunda, tatlı su balıklarından 26 familyaya bağlı 192 tür belirlenmiştir. Sulak alanlarımızda en yaygın bulunan türler; alabalık, turna, sazan, karabalık, kefal, kızılkanat, sudak, tatlı su levreğidir.

Biyolojik Türlülüğe Yönelik Tehditler

Türkiye’nin varsıl biyolojik türlülüğüne yönelik tehditler ve korunması alanında yaşanan sorunlar özetle şunlardır;

  • Kırsal alanlarda, hızlı nüfus artışından kaynaklanan ekonomik baskı ve mevzuat boşlukları nedeniyle, tarım alanlarının paylaşılmasında yaşanan sorunlar çiftçinin ekonomik olarak darlığa girmesine neden olmaktadır. Bu durum küçük çiftçileri, arazi kazanmak üzere orman açma, aşırı otlatma ile meraların tahribi ve bitkilerin aşırı toplanması gibi biyolojik türlülüğü tahrip eden etkinliklere yöneltmektedir.
  • Bozkır alanlarında; geleneksel tarım yöntemleri, verimli toprak elde etmek için meraların tahrip edilmesi biyolojik türlülüğe yönelik en büyük tehditler arasındadır. Anız yakma topraktaki mikroorganizmaları yok etmekte, birçok küçük hayvanın ve böceğin yok olmasına neden olarak toprak yapısının verimliliğini yok etmektedir.
  • Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde olmak üzere, kıyı alanlarındaki ikinci konut artışları önemli ölçüde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kıyı habitatlarının tahrip edilmesi, bir çok alanda karasal ve denizel ortamlardaki bir çok hayvan ve bitki türünün yitmesine neden olmaktadır.
  • Aşırı balıkçılık, yaban hayvanları ve kuşların toplanması ve avcılık, denetimsiz tıbbi bitki ve otların/soğanların toplanması/sökülmesi süreçlerindeki yetersiz denetim bir çok türün yaşamını sürdürmesini engelleyen en büyük tehditlerdir. Şu anda yasaklanmış olmasına karşın, dinamitle balık avcılığı özellikle 1950 ile 1980 yılları arasında balık sayılarının önemli bir biçimde azalmasına neden olmuştur. Konunun eylemsel ölçekte ilgili kurumlarca göz önüne alınmaması, STK’ların konuyu gerektiği gibi kamuoyu gündemine taşıyamayışı sorunun giderek ağırlaşmasına neden olmaktadır.
  • Verimli olmayan sulama nedeniyle, tarım alanlarının tuzlanması biyolojik türlülüğün yitimine neden olmaktadır. Kıyı, deniz ve sulak alan ekosistemleri özellikle endüstriyel ve tarımsal kirlilikle, evsel atıklar önemli bir biçimde etkilenmektedir.

Sonuç

Tüm yeryüzünde olduğu gibi Türkiye’de de; hızlı nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, sürdürülemez üretim ve tüketim alışkanlıkları oranında doğal kaynak tahribatı çarpıcı boyutlara ulaşmıştır. Kaynakların kirlenmesi, çölleşme, iklim değişiklikleri, soyu tehlike altına giren türler, habitat tahribi; erozyon, sel, taşkın, çığ, toprak kayması gibi insan etkeni ile de hızlandırılan doğal yıkımlarla birleşerek insanın da bir parçası olduğu yaşamı yani biyolojik türülüğü hızla yok etmektedir. Dünya Tarım Örgütü(FAO) verilerine göre, yeryüzünde ekosistemler her yıl net 12 milyon ha dolayında azalmakta olup, ölçülen ve ölçülemeyen ürün(örneğin ormanlarda odun ve odun dışı ürün) ve bunlardan sağlanan girdilerin doğru değerlendirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Biyolojik türlülüğün doğru fiyatlandırılması, etkin koruma, sürdürülebilir işletme ile doğru seçilmiş geliştirme yöntemleri ve bilinçlenmenin sağlanması, sınırlı ve yenilenemez biyolojik kaynakların en uygun kullanımı ve sürekliliği için gereklidir.

Kaynakça

  •  T.C. Orman Ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma Ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, (2012),  “Biyolojik Çeşitliliği İzleme Ve Değerlendirme Raporu”.
  • Demirayak, F., (2002), Biyolojik Çeşitlilik-Doğa Koruma Ve Sürdürülebilir Kalkınma, TÜBITAK VIZYON 2023 Projesi Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Paneli.
  • Avcı, M. (2005). Türkiye Bitki Örtüsünün Çeşitlilik Ve Endemizm Açısından Bir Değerlendirmesi. İstanbul.
PAYLAŞ
Önceki makaleMağara
Sonraki makaleKaya Gazı

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz