Anasayfa Makaleler Beşeri Coğrafya

Coğrafya

1011
0
PAYLAŞ

“Coğrafya nedir?” sorusunun günümüzdeki yanıtını “yeryüzünde oluşan olayları, bu olayların dağılışını ve bu dağılışın nedenlerini inceleyen bir bilimdir” biçiminde versek acaba yeterli olur mu tartışılır.

Coğrafya, insanoğlu yeryüzü sahnesine çıktığı o zamandan bu zamana kendisini kümeli(kümülatif) bir biçimde geliştirerek ve zamanla büyük değişimler geçirerek var olmaktadır.
İlk çağda yaşayan bilim kişileri yaşam biçimlerine, meraklarına ve araştırmalarına göre coğrafyayı iki değişik biçimde incelemişler ve bu yönlerde yapıtlar vermişlerdir. Bir yanda Eratosthenes ve Batlamyus’un düşündükleri biçimde matematik ve Gök Bilimi’ne bağlı genel coğrafya; öte yanda Herodot ve Strabon‘un gerçekleştirdiği biçimde tarihi gereksinimlerden doğan betimsel ve tarihi özellik taşıyan bölgesel coğrafya. Bu durum uzunlar yıllar boyunca çağdaş Coğrafya kurulana dek sürmüştür.

19.’uncu yüzyılda çağdaş Coğrafya’nın kurucularından Alman bilim kişisi Alexander von Humboldt Evren(Cosmos) adlı yapıtında fiziki dünyayı anlatmaya çalışmıştır. Fiziki Coğrafya tüm gözlem yöntemlerini Humboldt’a borçludur. Ayrıca Humboldt bu bilme iki yeni ilke de kazandırmıştır. İncelediği olayları genel coğrafya ilkesi altında masaya yatırıp değerlendirmiştir. İkinci ilke olarak değerlendirmelerinde başka bilimlerden de yaralanmaktan çekinmemiştir. Bir diğer kurucu olan yine Alman bilim kişi Karl Ritter de Humboldt’un izinden giderek bu iki ilkeyi benimsemiştir ve ayrıca Tarih’i ve Felsefe’yi de Coğrafya Bilimi’nin incelemelerinde kullanarak Beşeri Coğrafya alanında önemli çalışmalar yapmıştır.

Bu bilgiler ışığında Coğrafya’nın inceleme konuları doğal ve beşeri bütün yeryüzü olaylarıdır. Coğrafya Bilimi bu kadar geniş ve kapsamlı alanını tek başına sağlıklı bir biçimde inceleyemeyeceği için diğer komşu bilimlerden yardım almak durumunda kalmıştır. Ancak komşu bilimlerle ilişkisini belirli sınırlar içerisinde tutmaktadır. Bu bilimlerden aldığı verileri coğrafi çerçeve içinde değerlendirmekte ve incelemektedir. Böylelikle diğer bilimlere kaymamış olmaktadır. Örneğin basınç, rüzgar, yağmur, yıldırım gibi meteorolojik olayların ve bunların ortaya çıkış kanunlarının üzerinde durmaz; bunların hesaplamalarını yapmaz ve bu hesaplara dayanarak hava öngörülerinde bulunmaz. Coğrafyacı tüm bu gözlem ve hesap sonuçlarından yararlanır, ortalamalar ortaya koyar ve sonuç olarak bunların bireyler üzerindeki etkisini ve doğa üzerindeki etkisini ortaya koyar.

Coğrafya bu özelliği ile ilk bakışta kolay kavranılabilir ve anlaşılır savını çürütmektedir. Çünkü Coğrafya Bilimi, sağlam bir kültür birikimi ve iyi bir yöntem bilgisi gerektirmektedir.

Coğrafya ve insan birbirinden ayrı düşünülemez. Bitkiler ve hayvanlar gibi insanlar da bir yere dek içinde bulunduğu doğal çevreye bağlıdır ve yaşamak gelişebilmek için bu doğal çevreye uymak durumundadır. Böylece Beşeri Coğrafya’ya göre insan toplumları ve onların yaşamsal etkinlikleri büyük ölçüde etkisi altında bulundukları iklimden, yaşamlarını sürdükleri bölgeden, ekip biçtikleri toplardan ayrı düşünülemez. Bunun gibi doğal ögelerin hesaba katılmaması durumunda yanlış çıkarımlarda bulunulur. Örneğin Türkiye’de görülen yaylacılık: yazın yayla ve dağlara tırmanma, kışın ovalara inme olayı; milyonlarca insan ve hayvanı içine alan bu mevsimlik devinimler(hareket) her şeyden önce yayla ve ova arasındaki iklim ve bitki örtüsü değişikliğine dayanır. Örnekteki iklim ve bitki örtüsündeki değişikliği göz önüne almazsak bu mevsimlik devinimin amacını anlamamız oldukça güçleşir ve ya yanlış çıkarımlarda bulunulmasına neden olabilir. Kısacası çevresel koşullar, üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını, ekinlerini bütünüyle etkiler.

Her ne olursa olsun insanın doğayı tanımak, ona uymak, ona dayanmak yoluyla doğayı değiştirme yolundaki çabası, yeryüzünün büyük bir bölümünde doğal çevreye kendi damgasını vurmak yoluyla yarattığı doğal-beşeri çevreyi oluşturmasını sağlamıştır.

Doğal çevre zamanla insan etkisiyle değer yitirebilir veya değer kazanabilir. Örneğin; Asya’nın doğusu ile Akdeniz dünyası ve Avrupa arasındaki en büyük kara ticareti yolunun bir bölümü olan Anadolu, Yeni Çağ ve Coğrafi Keşifler ile önemini yitirmiştir. Ancak günümüzde Anadolu, Orta Doğu ve Avrupa arasında erke(enerji) köprüsü olama yolundadır. Orta Doğu’nun önemli doğal kaynakları olan petrol ve doğal gaz Anadolu toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmaktadır. Böylelikle Anadolu toprakları yitirmiş olduğu değeri günümüz dünyasında yeniden kazanmıştır.

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz