Anasayfa Makaleler Beşeri Eski Yunan’dan Klasik Dönem Avrupa Coğrafyasına: Coğrafyanın Kuramsal Temelleri

Eski Yunan’dan Klasik Dönem Avrupa Coğrafyasına: Coğrafyanın Kuramsal Temelleri

859
2
PAYLAŞ

Tarihsel sürece bakıldığında doğa felsefesi içerisinde yer alan ana sorular ve sorunların belirlenip gözlemlenmesi ve bu gözlemlerin Eski Yunan’dan bu yana ve öncesinde bile gerek betim(tasvir) yoluyla gerekse kimi ana yöntem bilimsel süreçler aracılığıyla  doğadaki görüngülerin(fenomen) açıklanması günümüz düşünce çevresinde bize büyük iyilikler sunmuştur.

Coğrafya içerisinde bilinen ve özellikle Anadolu coğrafyası adına Eski Yunan’da yapılan en önemli çalışmalardan biri olan Strabon’un Geographika’sı hem coğrafi yöntem bilimi hem de yorumsamanın(hermeneutik) gücünü bize gösteren çok önemli bir çalışmadır. Amasyalı bir tarihçi ve aynı zamanda dönemin doğa bilimcisi olan Strabon şu satırları yazdığında aslında coğrafyanın ve dolaylı yoldan bilimin bir tanımını biçimlendirmekteydi:Coğrafi araştırmanın altından kalkabilmeyi olanaklı kılabilecek tek şey var olanı çok yönlü bir biçimde öğrenip, yalnızca şeylerde hem insanı hem de tanrısal olanı arayan birisi için olanaklıdır…Coğrafyanın yararı…hem göklerin hem de yerin, denizin, hayvanların, bitkilerin, meyvelerin ve türlü bölgelerde görülen başka her şeyin bilgisini ele almasındadır bu yarar, coğrafyacının filozof gibi olmasını gerektirmektedir; kendisini yalnızca yaşam sanatıyla yani mutluluk arayışıyla oyalayan bir kişi olmasını…(Strabon’dan  bize  Grekçe çevirisi ile aktaran Avustralyalı coğrafyacı Eric Fischer-1969) Strabon’un yazdıklarını yeniden yorumlayarak bize aktaran Eric Fischer’in yanı sıra bu alanda önemli bir çalışma daha olan ve coğrafya içerisinde hak ettiği değeri çok da bulamayan Bernhardus Varenius’un Geographia Generalis adlı yapıtı fiziki ve beşeri görüngülerin betiminde ufuk açıcı bir çalışmadır.

Strabon, coğrafyanın hem beşeri etkinlikleri hem de doğal koşulları incelemesi gerektiğini öne sürerken coğrafyanın belli bir tarihi döneme değin de betimsel bir bilim dalı olarak sayılmasının da önünü açmıştır. Ona göre coğrafyanın görevi, hem insanın hem de doğanın içerisinde görev aldığı bir yeryüzünün ve bu yeryüzünün değişik alanlarının betimlenmesidir. Ancak Rönesans ve Aydınlanma felsefesinin Avrupa’da ve yeryüzünde etkili olması ile doğa bilimleri artık yalnızca betimlemeden başka olarak çözümlemeli(analitik) yöntemleri geliştirerek bu sınırın dışına çıkmıştır. İklim, yüzey biçimleri, fizik, biyoloji(özellikle yer bilimi alanında Charles Lyell, bitki bilimi ve biyolojide Charles Darwin ve Alfred Russel Wallace, mekanik ve optikte Sir Isaac Newton gibi) alanlarındaki çalışmaların doğal görüngülere yönelik incelemelerde yüksek düzeyde bilimsel kesinliklere yakın sonuçlara ulaşmasına karşın doğa bilimleri yöntemlerinin toplumsal ve ekinsel(kültürel) görüngüleri incelemekteki yetersizliği coğrafya disiplini içerisinde beşeri etkenler ile ilgili ortaya atılan genellemeleri ve kavramları anlamamızda açık bir kesinlikten çok, çok olasılıklı sonuçlara yöneltmektedir.

1650 yılında Amsterdam’da basılan, fiziki coğrafya ve beşeri coğrafya alanlarının özsel ayrımlarını öne süren Bernhardus Varenius’un kitabı Geographia Generalis üç bölümden oluşmakla birlikte matematiksel coğrafya ve gök bilimi alanlarını da yoğunlukla ilgilendiriyordu. Geographia Generalis’ten sonra yapıtın ön sözündeki adlandırmasıyla ”özel coğrafya” gelmektedir. Özel coğrafyayı ayırt eden tekil yerlerin betimi ise şunlara dayalı olarak yapılmaktadır:

  • İklimleri ve iklim kuşaklarını içeren göksel koşullar,
  • Topoğrafya, bitki örtüsü ve hayvan yaşamına ilişkin anlatım ve betimlerin oluşturduğu karasal koşullar ile
  • Her bir ülkenin ekonomisi, yerleşimi ve kamusal yönetim biçimlerini içeren beşeri ve iktisadi koşullar.

Kitabın genel retoriği ve yoğunluğu matematiksel coğrafya ve gök bilimi olsa da son koşul olarak Varenius‘un kitabına eklediği toplumsal konular yeni bir alanın bileşimini oluşturmuştur. Geleneksel yaklaşımdan ödün vererek ufuk açan Varenius’un erken yaştaki ölümü(28) onun özel coğrafya ile ilgili bir daha yazma şansını ne yazık ki elinden almıştır.

Varenius’un coğrafyanın gelişim döneminde iki önemli katkısı vardır. İlk olarak, kendi çağdaşlarının tersine gök bilimi bilgisi ile kartografya bilgisini bir araya getirmesi ve zamanın değişik kuramlarını çözümlemelerle araştırması. İkincisi ise coğrafyayı genel coğrafya ve özel coğrafya olarak bölmesidir. Bizlerin bu gün düzenli ve bölgesel coğrafya olarak adlandırdığımız sınıflandırmanın kökeninde bu görünge(perspektif) yer almaktadır. Amerikalı coğrafyacı James Preston’un da vurguladığı gibi:”Varenius’un çalışmasında genel(sistematik) ve özel(bölgesel) bölümleri birbirlerini bütünleyici niteliktedir; bu bakımdan Varenius, genel coğrafya ve özel coğrafyayı, bir bütünün karşılıklı olarak bağımsız parçaları biçiminde görmektedir.”

Alman felsefe tarihinin kurucu adlarından olan, ahlak felsefesi(etik) alanında çalışmaları ile tanıdığımız Immanuel Kant(1724-1804) Konigsberg’de vermiş olduğu fiziki coğrafya dersleri ile coğrafi düşüncenin gelişimi bakımından çok büyük bir önem taşır. Kırktan çok kez verdiği bu ders, Immanuel Kant’ın en çekici dersidir. Bu ders, bizim bugünkü aldığımız biçimiyle bir fiziki coğrafya dersi değil aynı zamanda insanların soy kümeleri, yeryüzündeki fiziki etkinlikleri ve en geniş anlamıyla doğal koşulları da anlatmakta ve tartışmaktaydı.

Immanuel Kant

Kant, felsefi araştırmanın gereği olarak coğrafyayı bilgiye bir yaklaşım biçimi olarak konumlandırmaktadır. Coğrafyanın pozitif  bilime gözle görülür bir katkısı olduğu gerçeğine felsefi bir temel kazandırmıştır. Norveçli coğrafyacı Arild Holt-Jensen, Kant’ın coğrafi felsefe üzerine kurmuş olduğu temeli şöyle açıklamaktadır:”Kant üzerinde çalışmak amacıyla deneysel görüngüleri kümelendirmenin ya da sınıflandırmanın iki değişik yolu olduğuna vurgu yapmıştır: Görüngüler ya iye(sahip) oldukları doğal özellikleri ya da zaman ve mekandaki konumları temel alınarak sınıflandırılabilirler. Bunlardan ilki, mantıksal; ikincisi ise fiziksel bir sınıflandırmadır.”Burada mantıksal sınıflandırma, Eski Yunan’dan bu yana gelen bir geleneğin yani Aritoteles’ten bu yana gelişen ve günümüz bilim pencerisinin perdesini aralayan mantıksal çerçeve(logical framwork matrix-mantıksal çerçeve matrisi) sorunlarının görülüp gerekli çalışma ve önlemlerin alınması ile incelemelerin gerçekleşmesi bölümüdür. ”Fiziksel sınıflandırma ise, tarih ile coğrafyanın bilimsel temellerini oluşturmaktadır: Tarih, birbirini zamansal olarak izleyen görüngülere ilişkin bir çalışmayken(kronolojik), coğrafya aynı yere ilişkin görüngüler üzerine yapılan bir çalışmadır(korografik). Kant, bu yolla tarih ve coğrafyanın bilimin tüm kapsamını verdiğini, coğrafyanın yerin, tarihin ise zamanın bir bilimi olduğu öne sürmüştür. ”Kant’ın bu yaklaşımı, hem coğrafyanın doğasına ilişkin doyurucu bir kavrayış sağlamış hem de bilim dalının ana sorularını yanıtlamanın olanaklı olabileceğine vurgu yapmıştır.

Bu yolla Strabon’dan bu yana gelen Antik geleneğin yolu önce Bernhardus Varenius ile iki sapağa ayrılmış(genel coğrafya ve özel coğrafya)sonra da Immauel Kant’ın felsefesi(mantıksal sınıflandırma ve fiziksel sınıflandırma) ile kuramsal temeller oluşturulmuştur. Kant ile kuramsal temel kazanan bilim dalı Alexander von Humbolt ve Carl Ritter ile Klasik Dönem bilimsel dinamiklerini kazanmış ve diğer pozitif bilimler içerisindeki yerini sağlamlaştırmıştır.

Kaynakça

  • Strabon-Geographika
  • Hermenötik ve Sosyal Bilimler-Zygmunt Bauman
  • Coğrafya Tarihi, Felsefesi ve Temel Kavramlar-Arild Holt-Jensen
  • School of Geography-Jon May-Queen Mary University of  London
  • Immanuel Kant-Pratik Aklın Eleştirisi
PAYLAŞ
Önceki makaleAkarsu
Sonraki makaleÇubuk Haritalar
25 Mayıs 1998 yılında İzmir'de doğdum.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümün'ünde Lisans Eğitimi almaktayım.Doğa Bilimlerine ilgimden ve araştırma yapmayı sevdiğim için Coğrafyacı olmaya karar verdim ve buradayım.

2 YORUMLAR

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz