Anasayfa Makaleler Beşeri Kültür

Kültür

44
0
PAYLAŞ

Fransızca kökenli bir sözcük olan kültür, birçok dilde gerçek anlamı dışında kullanılır ve bu durum da karmaşıklığa yol açar. Örneğin; “kültürlü” bir bireyden söz edilirken sanatta yüksek düzeye ulaşmış, okumuş, iyi eğitimli ve iyi davranan bir kişilik anlatılmaya çalışılır. Ancak kültür, kişilerin davranışlarına ilişkin bilgi veren ve bu davranışlarda yansımasını bulan soyut görüşler, değerler ve dünyaya dönük algılardan oluşur. Kültür, bir toplumun üyelerince paylaşılır ve o toplumun üyelerince anlaşılır davranışlar üretir. Kültürler insana biyolojik atalarından kalan bir kalıt(miras) değildir; kültür öğrenilir ve kültürün bütün değişik parçaları bütünleşmiş bir biçimde işlev görür.

Kültür kavramı antropologlarca ilk kez 19. yüzyılın sonlarında geliştirildi. 1871’de İngiliz antropolog Sir Edward Burnett Tylor kültürü, “kişinin, toplumun bir üyesi olarak kazandığı bilgi, inanç, sanat, tüze(hukuk), aktöre(ahlak), gelenek, görenek, alışkanlık ve yeteneklerin karmaşık bütünü” olarak tanımlamıştır.

Kültür, özenli gözlem ve kültürlerin değişik boyutlarına ilişkin bilgi toplama gibi yollarla bir toplumdaki insan davranışlarının altında yatan nedenleri araştıran antropologlarca incelenir. Bu inceleme sürecinde antropologların bir toplumdaki bireylerin “kendi topluluklarının nasıl olması gerektiği konusundaki düşüncelerinin”, “kendilerinin nasıl davrandıklarını düşündüklerinin” ve “gözlenebilir davranışlarının” üzerine yoğunlaşması gerekmektedir.

Kültürlerin ortaya çıkışındaki ana neden insanların geçmişten beri doğada karşılaştıkları türlü güçlükleri aşma çabasıdır. Bu çaba, her toplumda ve çevrede değişik çözüm yöntemleri üretmiş ve bu çözüm yöntemlerine kültür denmiştir. Ancak bir kültürün sürekli olması geçici sorun çözümlerinden çok ana gereksinimleri karşılayabilmesine, toplumsal düzeni sağlamasına, bireysel ve toplumsal çıkarları dengelemesine, yeni gelişen koşullara uyum sağlamasına veya var olan koşullara ilişkin algıyı değiştirebilmesine bağlıdır. Böylece kültür, bireylerin ve toplumların davranışlarının sınırlarını çizerek yaşamın kestirilebilir ve daha kolay olmasını sağlar.

Kültürün Özellikleri

Bir kültür, oluşturulduğu toplumun bireylerince paylaşılan bir olgudur. Ancak bu paylaşılma durumu, toplumu oluşturan bireylerin tümünde aynı değildir, her birey üyesi oldukları toplumun kültürünü birebir benimsemez ve paylaşmaz. Bu noktada en belirgin durum toplumsal eşey(cinsiyet) ayrımında ortaya çıkar. Bütün toplumlarda kadın ve erkek kültürel olarak ayrılmış durumdadırlar. Örneğin Taş Çağı’nda yaşamış avcı toplayıcılarda kadın ve erkek arasındaki iş yükü ayrımı, yaptıkları işler aynı olmasa bile, bugünün gelişmiş toplumları olarak görülen Avrupa ve Kuzey Amerika toplumlarında olduğundan daha eşitlikçidir. Eşeyin dışında yaş ve meslek kümeleri çerçevesinde çokça “alt kültür” bir kültürü paylaşan bir toplum içerisinde gelişebilir. (Örn.: Amişler) Bir kültürün alt kültür mü yoksa özgün bir kültür mü olduğunu kestirmek güç olabilir. Bir ülke sınırları içerisinde birden çok özgün kültür de bulunabilir ki bu durumda bir çoğulcu toplum oluşmuştur. (Örn.: Çeçenler) Ancak çoğulcu toplumlarda kültür çatışması vb sorunların ortaya çıkma ve/veya toplumun çoğunluğunca uygun görülmeyen davranış ve tutumların rahatsızlık oluşturarak sapkınca görülme olasılığı yüksektir.

Amişler

Kültür, az veya çok tüm memelilerde olduğu gibi kültürlenme yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılan bir olgudur ve antropolog Ralph Linton’ın da dediği gibi “Kültür, biyolojik olarak kalıtım yoluyla aktarılmaz, öğrenilir.”

Kültür, simgeseldir ve simgeler yoluyla öğrenilip aktarılır. Söz konusu simge bir ses, bir damga, bir belirtke(amblem) vb. olabilir.

Yeryüzünün en yaygın dinlerinden olan İslamiyet’in simgesi durumuna gelmiş ve inanan çokça ulusun bayrağında da kendine yer bulmuş bir doğa olgusu; hilal.

Bir kültür, iç ve dış değişikliklere yanıt verebilecek ve sürekliliğini sağlayabilecek düzeyde devingen olmalıdır. Bütün kültürler doğaları gereği devingendir ancak kimi kültürler daha durağan veya daha az devingen olabilir ki bu tür kültürler ortaya çıkan değişiklikler karşısında çok da uzun süre direnemeyerek büyük olasılıkla ortadan kalkarlar. Ancak kimi kültürler de aşırı esneklik göstererek dışarıdan gelen baskı ve etkiler sonucu başka kültürlerden ayırt edici özelliklerini, benliklerini yitirebilirler.

Kültür; toplum içindeki bireylerin toplumsal düzenlemelerinin örüntüsü olan “toplumsal yapı”, toplumun geçim kaynakları ve yöntemleri olan “alt yapı”, toplumun dünya görüşünü yansıtan “üst yapı” ve çevrenin bir araya gelerek oluşturduğu tümleşik bir olgudur.

Kültürel Coğrafya

Coğrafyacıların kültürü incelemeye başladığı nokta da tam olarak buradadır. Çevre-kültür ilişkisi sonucu ortaya çıkan sorunlar, çözüm yöntemleri ve çevrenin kültürle olan ilişkisinin bütünü coğrafyacıların ilgi alanıdır. Örneğin buğdayın üretim alanları doğal koşullar göz önünde tutulduğunda oldukça sınırlı iken türlü kültürel etkinlik ve gelişmeler (gıda seçimleri, sulama, gübreleme, tohum iyileştirmesi vb.) sonucu buğday ekim alanları genişlemiştir. Buğday örneğinde olduğu gibi çevre ve kültür sürekli etkileşim içinde olup giyim, mimari, beslenme başta olmak üzere yaşamsal gereksinimlerimizi karşılayan çokça ürün ortaya çıkarmışlardır.

Kültürel Yayılma

Kültürlerin ilk görüldükleri ve ortaya çıkış noktaları olan kültür ocaklarından başka yerlere yayılmasının incelenmesi mekansal kalıpların gelişiminin izlenmesi olanağını sunar. Kültürlerin yayılmaları zaman, hız ve yayılma biçimleri bakımından değişiklik gösterebilir. Kültürlerin yayılması, birden çok kültürün iç içe girmesini ve kültürel türlülüğün ortaya çıkmasını sağlar. Torsten Hägerstrand’a göre kültür iki biçimde yayılabilmektedir. Bunlardan ilki genişleme yayılması iken ikincisi yeniden yerleşim biçiminde yayılma veya sıçrama biçiminde yayılma durumudur.

Kültürel Ekoloji

Kültürlerin oluşumundaki ve türlenmesindeki en önemli etkenlerden bir olan çevre ve kültürler üzerindeki etkisini inceleyen alana kültürel ekoloji denir. Beşeri ve fiziki coğrafya çalışmalarının buluşma noktası olan kültürel ekoloji Harlan Barrows ve Richard Chorley gibi coğrafyacılarca doğrudan “coğrafya” olarak görülmüş ancak çoğunlukça bu tanım coğrafya için oldukça dar görülmüştür.

İnsanla çevre arasındaki ilişkileri açıklayan akımlardan önde gelenleri çevreci belirlenimcilik(determinizm), olasıcılık(possibilizm) vb.dir.

Kaynakça

Haviland, W. A., Prins, H. E. L., Walrath, D., McBride, B. (2008). Kültüel antropoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Özgüç, T., & Tümertekin, E. (2016). Beşeri coğrafya (16. baskı). İstanbul: Çantay Kitabevi

PAYLAŞ
Önceki makaleStenian Altçağı
Sonraki makaleUludağ’da Endemik Park Kurulacak
1992 yılında Bursa'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Bursa'da tamamlayıp İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü'ne giriş yaptım. Okurken çektiğim Türkçe coğrafi kaynak sıkıntılarını gidermek adına Ekopangea'nın kurulmasına önayak oldum.

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz