Anasayfa Makaleler Bölgesel Kıbrıs Adası

Kıbrıs Adası

55
0
PAYLAŞ

Akdeniz’in doğusundaki Kıbrıs Adası 9282 km²’lik yüzölçümü ile Sicilya ve Sardinya’dan sonra Akdeniz’deki en büyük üçüncü ada durumundadır. Adaya en yakın kara parçası ise 70-80 km uzaklıktaki Anadolu Yarımadası’dır.

Yer Biçimleri

Ada yer bilimsel yapı ve yer biçimleri bakımından kuzeyden güneye üç değişik yapıdan oluşmaktadır. En kuzeyde; batıdaki Koruçam Burnu’ndan doğudaki Zafer Burnu’na dek 160 km boyunca uzanan Beşparmak Dağları bulunur. Girne’nin doğusunda en yüksek noktasına ulaşan bu dağlar doğuya gidildikçe alçalarak Kırpaşa Yarımadası’nı oluşturur ki bu yarımada Anadolu’nun güney kıyısındaki İskenderun Körfezi’ne doğru uzanan adanın en belirgin yüzey biçimidir.

Kıbrıs Fiziki Haritası

Gerçekte orta yükseklikte bir dağ sırası olan Beşparmak Dağları, çok dik yamaçlarından dolayı kimi yerlerdeki dar geçitlerle ulaşıma ancak olanak verir.

Dağların çekirdeğini Karbonifer ve Kretase yaşlı kıvrılmış ve yer yer karstlaşmış kayaçlar oluşturmaktadır. Çekirdeğin çevresi ise daha çok kireç taşı, marn, konglomera, alçı taşı, ve kaya tuzu gibi daha yeni tortul kayaçlarla çevrilmiştir. Dağların kuzey yamaçlarında ise daha da yeni denizel taraçalar görülmektedir.

Kıbrıs’ın Yer Bilimsel Haritası

Adanın ikinci önemli yer bilimsel bölgesi ise Beşparmak Dağları’nın güneyinde, Güzelyurt ve Gazimağusa körfezleri arasında yaklaşık 90 km boyunca uzanan Mesarya Ovası’dır. Orta bölgesi görece daha yüksek olan bu ova, doğusu ve batısı kumsallarla çevrili ancak bataklıklarla denize ulaşan Miyosen ve daha yeni, kalın tortul kayaçlarla kaplı bir birikim alanıdır.

Üçüncü önemli yer bilimsel bölge ise Mesarya Ovası’nın güneyinde adanın en engebeli, en yüksek yöresi olan Karlıdağ’daki Olimpos Tepesi’nde yükselti 1951 m ile doruğa ulaşır. Adanın geneline göre daha çok yağış alan bu yöreden doğan akarsular ışınsal bir akaçlama ile çevreyi sular. Troodhos kütlesi olarak da bilinen bu yörenin en yüksek yerleri gabro, diabaz ve ultrabazik derinlik kayaçlarından ve onları bir kuşak gibi çevreleyen yastık lavlardan oluşur. Kütlenin daha alçak güney ve doğu bölümlerinde ise Kretase ve Miyosen yaşlı tortul kayaçlar yaygın bulunmaktadır.

İklim

Uzun, kurak yazları ve ılık, yağışlı kışları ile Akdeniz iklim bölgesinde bulunan Kıbrıs Adası’nda Beşparmak Dağları 650, Olimpos Tepesi 1250 mm dolayında yağış alırken bunların arasındaki Mesarya Ovası oldukça kuraktır. 483 mm dolayında yağış aşan Lefkoşa’nın da içinde bulunduğu bu ova dağlardan gelen kısa akarsularla beslenir. Bu akarsular kışın yoğun yağış, ilkbaharda ise kar erimelerinde dolayı yükselerek taşabilir.

Adada sıcaklık koşulları da yer biçimlerinden etkilenmekte yazları kıyılar iç bölgelere göre daha serin kışları ise daha ılık olmaktadır. Öyle ki aralıktan marta dek Karlıdağ’da don oluşabilir.

Su Coğrafyası

Akdeniz iklimi bölgesinde bulunan adada yazın kuruyan kışın sağanaklarla birlikte sel düzeninde akan, baharda ise kar erimelerinden beslenen kısa akarsular bulunmaktadır. Bu akarsular kışın ve baharda taşkınlara neden olabilirler.

Kanlıdere (Fotoğrafçı: Nicholas Loulloudes)

Bir kolunu Beşparmak Dağları’ndan bir kolunu da Karlıdağ’dan alıp doğuya yönelerek Magosa Körfezi’ne dökülen Kanlıdere adanın en uzun akarsuyu olmasına karşın o bile yazın kurumaktadır. Kanlıdere dışında Çakıllı(Yalya) Dere ile Güzelyurt, Lefke, Kampos, Limniti, Stauro ve Kuris çayları en önemli akarsulardır.

Bitki Örtüsü

Çok eski dönemlerden beri yerleşime açık olan adanın bitki örtüsü insanlarca değiştirilmiş durumdadır. Ormanların bulunması gereken yerde antropojen bozkırlar gelişmiştir. Bu durumun nedenleri; Fenikeliler başta olmak üzere ada çevresinde deniz ticaretiyle uğraşan toplulukların gemi yapımı için ağaçları kesmesi ile bakır madenlerine ulaşmak için ve yerel toplumun ekenek gereksinimini karşılamak için yapılan kesimlerdir.

Adanın dağlık alanları eskiden kalma orman örtüsünü hala barındırırken kızılçam(Pinus brutia), servi(Cupressus sempervirens), sedir(Cedrus brevifolia), Halep çamı(Pinus halepensis), kocayemiş(Arbutus unedo) ve sonradan İngilizler döneminde bataklıkları kurutarak sıtma hastalığını önlemek amacıyla adada yetiştirilen okaliptüs en yaygın ağaç türleridir.

Adada Akdeniz ikliminden dolayı 900 m’lere dek maki ve garigler de yaygın olarak bulunur. En yaygın maki ve garig türleri arasında Zeytin(Olea europaea), keçiboynuzu(Ceratonia siliqua), menengiç(Pistacia terebinthus) ve adaçayı yapraklı laden(Cistus salviifolius), nar(Punica granatum), Kıbrıs akasyası(Acacia saligna), yaban mersini(Vaccinium myrtillus) sayılabilir. Katran ardıcı(Juniperus oxycedrus) ağaçlarının arasında bulunan kekikler(Thymus …), Anadolu orkidesi(Orchis anatolica) vb. 30’u endemik olan orkide türleri ile arpa çiçeği(Gladiolus segetum), aslanağzı(Antirrhinum majus), sıraca otugiller(Scrophulariaceae …), Kıbrıs lalesi(Tulipa cypria), kum zambağı(Pancratium maritimum), sarıpapatya(Compositae balsamorhiza), Kıbrıs sıklameni(Cyclamen cyprium), tavşan kulağı adıyla da bilinen sarmaşık yapraklı sıklamen(Cyclamen hederifolium) ve yabani nergis(Narcissus pseudonarcissus) adadaki en yaygın otsu türlerdendir.

Ayrıca dağlarda, ağaç üst sınırının da üstünde, dağ çayırları da bulunmaktadır.

Direy(Fauna)

Taşıllardan ve eski gezginlerin yazılarından da öğrenildiği gibi adada bir dönemler yaşayan geyik ve yaban domuzları artık kalmamakla birlikte adada yabanıl kalan hayvanlar Kıbrıs yaban koyunu(Ovis gmelini ophion), Karpaz Ulusal Parkı’nda koruma altında olan 250 dolayındaki yabani eşek ve kızıl tilkilerdir(Vulpes vulpes). Bunlar dışında Akdeniz bukalemunu(Chameleo chameleon), Trodos kertenkelesi(Phoenicolacerta troodica), kara yılan(Dolichophis jugularis) ve kedi gözlü yılan(Telescopus fallax cyprianu) adada yaşayan sürüngen türleridir.

Kıbrıs gerek adada yaşayan, gerekse kıtalar arasında kuzeyden güneye göç eden hayvanları barındırması nedeniyle çok sayıda hayvan türüne iyedir(sahip).Kıbrıs coğrafi konumu nedeniyle Afrika ve Doğu Avrupa arasında kuşların konaklama ve yumurtlama merkezidir. Bunların 43’ü yerleşik, 325’i de değişik dönemlerde Kıbrıs’a gelen göçmen kuşlardır. Kıbrıs kuyrukkakanı olarak da bilinen siyah sırtlı kuyrukkakan(Oenanthe cypriaca), pullu ötleğen(Sylvia melanothorax) özgün kuş türleri iken bahçe tırmaşık kuşu(Certhia brachydactyla), çam baştankarası(Periparus ater), kınalı keklik(Alectoris chukar) ve turaç(Francolinus francolinus) gibi adada sürekli yaşayan kuşlar da bulunmaktadır.

Kıbrıs’ın eşsiz kumsalları Akdeniz’de soyu tükenmekte olan sini kaplumbağaları(Caretta caretta) ve yeşil kaplumbağa(Chelonia mydas) için uygun yumurtlama merkezleridir. Ayrıca ada çevresindeki sularda tırtak adıyla da bilinen kısa gagalı yunus(Delphinus delphis) ve Akdeniz foku(Monachus monachus) da yaşamaktadır.

Geçmişi

Kıbrıs Adası’nda tarih öncesi dönemde insan yerleşiminin yaklaşık en erken M.Ö.10.000’de başladığı tahmin edilmektedir. Ayrıca Amathounta Kazı Bilim Alanı’nda yapılan kazılar sonucu ulaşılan Yeni Taş Çağı döneminden kalma 11.000 yıllık höyüğün Kıbrıs’taki en eski yerleşim olduğu düşünülüyor. Adaya yerleşen bu ilk kişilerin Anadolu’dan göç ettikleri daha sonraları ise adanın Suriye ve Filistin dolaylarından göç aldığı bilinmektedir.

MÖ 3000 dolaylarında adada bulunan bakır yatakları adanın dingin olan yaşam ortamını değiştirmiş ve adaya yoğun göçle birlikte adadaki ticari etkinliklerinde artmasını sağlamıştır. Çevre bölgelerin adaya olan ilgisi bunlarla sınırlı kalmamış ve ada çevresindeki güçlerce çokça kez işgal edilmiştir.

Tunç Çağı’nda adanın ortasındaki Mesarya Ovası’nda bulunan Vuni’de özgün bir kültürel yapı oluşmaya başlamıştır.

Bakır yönünden varsıllığı(zenginlik) yayılan ada, MÖ 1500’lerde Mısırlıların egemenliğine girmiştir. MÖ 1400’lerde özellikle Miken ve Akalar adaya ticaret amaçlı gelip giden topluluklardır. Ada MÖ 1320’de Hitit egemenliğine girdikten sonra da ticari etkinlikler sürmüş ancak Yunanistan odaklı olarak MÖ 1500’lerden beri süregelen Dor akınları Kıbrıs’ı da etkilemiş ve adadaki ticari üstünlük İyonların eline geçmiştir. MÖ 1150 sonrasında başlayan bir dizi deprem nedeniyle adadaki kimi önemli yerleşimler yıkılmış ve ada eskisi gibi ilgi çekememeye başlamıştır. Ancak MÖ 1000’lerden başlayarak adanın güneydoğusundaki Kition odaklı adaya yerleşen Fenikeliler MÖ 709’da Asurluların adayı ele geçirmesine dek egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Bu dönemde adada kurulmuş 7 ticaret kolonisi de Fenikelilere bağlı birer şehir krallığına dönüşmüştür.

Asurluların 2. Sargon yönetiminde adayı ele geçirmelerinden sonra Asurluların zayıfladıkları dönemde adada bulunan şehir krallığı sayısı 10’a çıkmıştır. Bu şehir krallıkları Salamis, Amathus, Kition, Kyrenia, Lapithos, Kourion, Marion, Paphos, Soli ve Tamassos’tur.

MÖ 7. yüzyılın sonlarında iyice zayıflayan Asurluların yerini yeniden Mısırlılar almıştır. Asurlular döneminde de olduğu gibi bağlılık andı ve haraç karşılığında özerkliklerini koruyan şehir krallıkları varlıklarını sürdürmüştür. Bu dönemde adanın doğal kaynakları daha çok Mısır kıyılarını beslerken ticaret rotaları da o yönde değişmiştir.

Adadaki Mısır egemenliği 525’te 2. Kambises yönetimindeki Perslerin Mısır’ı ele geçirmesiyle sona ermiş ve daha önceleri ticari ve kültürel yönden Pers etkisine giren ada Darius döneminde doğrudan Pers İlhanlığı’na(imparatorluk) bağlanmıştır. Adadaki şehir krallıkları Asur ve Mısır egemenliğindeki özerkliklerini Pers egemenliğinde de sürdürmüşler ve adanın bir kara devleti olan Pers denetiminde kalmasını sağlayan denizci Fenikeliler adada kimi ayrıcalıklar elde etmişlerdir. Bu dönemde Salamis şehri adadaki diğer şehirlerden daha önemli bir noktaya yükselerek adayı büyük oranda bütünleştirmiş ancak ada siyasi olarak edilgen(pasif) duruma geçmiştir. Bir süre sonra Perslerin ağır vergilerinden bunalıp birkaç kez ayaklanan İyonlar başlarda başarılı olamasalar da Kilikya’dan adaya dönen ve eski bir Kıbrıs soylusu olan Eugoras’ın Salamis Kralı ilan edilmesiyle güçlü bir direniş başlatmıştır. Adaya Helen kültürünü yerleştirerek Yunanistan’la bağları güçlendiren Eugoras egemen olduğu 37 yılda hemen tüm adayı ve bugün Lübnan’ında bulunan Tyre şehrini denetim altına almayı başarmıştır. Eugoras’ın üstün başarılarından dolayı Atina’da yontusu(heykel) dikilmiştir ve bugünkü Kıbrıslı Rumların atası sayılmaktadır. MÖ 374’te bir suikastle öldürülen Eugoras’ın yerine geçen genç oğlu Nicocles de Yunanistan’la bağları koparmamış ve Perslerle savaşımı(mücadele) sürdürmüştür. Ancak Pers egemenliğinden kesin kurtuluşları MÖ 333’teki İssus Savaşı’nda Perslerle savaşan İskender’e yardım etmeleri ile olmuştur. Ancak Makedon İlhanlığı döneminde de tam bağımsızlık sağlanamayıp eskiden olduğu gibi özerk bir yönetim sürdürülmüştür.

Albrecht Altdorfer’in İssos’ta İskender Çatışması tablosu

Büyük İskender’in MÖ 323’te ölümünden sonra parçalanan Makedon İlhanlığı’nın parçalarından biri olarak Mısır’da bağımsız olan Ptolemy Hanedanlığı ada üzerinde egemenlik kurmaya çalışmasına karşın MÖ 294’e dek başarılı olamadı. Ancak bu tarihten sonra ada yarı bağımsız bir biçimde Ptolemylere bağlanabildi. Ptolemy döneminde Kudüs’ten gönderilen Yahudi topluluklar da adaya yerleşti ve bakırcılıkla uğraştı.

MÖ 80 yılında tam bağımsızlığına kavuşan ada yalnızca MÖ 58’de Romalıların egemenliğine girene dek bağımsızlığını koruyabildi. MÖ 47’de Gaius Julius Caesar adayı Mısır Kraliçesi Arsinoe’ye has toprak olarak armağan etti. Caesar’dan sonra da Marcus Antonius adayı 7. Kleopatra’ya armağan etti ve ada ancak 7. Kleopatra’nın MÖ 30’da ölmesinden sonra Gaius Octavius Thurinus’un isteği üzerine yeniden Roma’ya bağlanabildi.

Marcus Tullius Cicero

Adanın kalıcı biçimde Roma egemenliğine girmesinden sonra ada Kilikya Eyaleti’ne bağlanmış ve Marcus Tullius Cicero da bir dönem ilbaylığını(valilik) yürütmüştür. Bir dönem Roma Senatosu’na bağlı yönetilen ada Amathus, Lapithos, Paphos ve Salamis’den oluşan dört bölgeye ayrılmıştır. Bu dönemde Paphos yönetim, Salamis ise ticaret merkezi olarak işlev görmüştür. MÖ 15’te yıkılan Paphos’un yerine ona yakın Augusta yerleşimi kurulmuş ve işlevini üstlenmiştir. Paphos’taki Afrodit Tapınağı yerine bu şehirde Venüs Tapınağı kurulmuş, Marium, Golgoi, Amathus, Tamassos ve Soli ise önemli birer maden yerleşimi durumuna gelmiştir. Hristiyanlık, İlhan(imparator) Tiberius Claudius Caesar Augustus Germanicus döneminde, Havari Paulus ve Barnabas’ın katkılarıyla MS 45’te tanıtılmıştır. İki misyoner, İlhan’ın hoşgörüsü ile Hristiyanlık’ı bütün Kıbrıs’a yaymak için çalışmış ve yalnızca toplumu değil Roma Genel Valisi Sergius Paulus örneğinde olduğu gibi Romalı yöneticilerden kimilerini de Hristiyanlık’a inandırmışlardır. Genel Vali Paulus, Roma İlhanlığı’nda Hristiyanlık’a geçen ilk soylu Romalı olmuş ve böylece Kıbrıs da Roma İlhanlığı içinde Hristiyan birince yönetilen ilk yer olmuştur.

Roma İlhanlığı ikiye ayrıldıktan sonra ada Doğu Roma İlhanlığı sınırları içinde kalmıştır. Bu dönemin başlarında Kudüs’ten gelen Yahudiler zamanla ayaklanmışlar ve hem Yahudi olmayanlardan hem de kendilerinden çok sayıda kişinin ölümüne neden olmuşlardır. Doğu Roma döneminde adadaki toplum birer toprak kölesi durumuna getirilmiş, kaçanlara ağır cezalar uygulanarak düzen sağlanmaya çalışılmıştır. Hristiyanlık’ın adada güçlenmesinden sonra Ortodoks Kıbrıs Kilisesi bağımsız bir yapıya kavuşmuştur. Bu dönemde Salamis’in adı Costantia olarak değiştirilip yeniden başkent yapılarak eski gücüne kavuşturulmuştur.

649 yılında adayı kuşatan Raşidin Halifeliği adayı vergiye bağlamıştır. Ancak ilerleyen süreçte Kıbrıs’ın Doğu Roma’ya yardım etmesi üzerine 653’te bir kuşatma daha yapılarak vergi anlaşması yenilenmiştir. 688’de ise adadan alınan vergi Doğu Roma ve Emevi Halifeliği arasında paylaşılmaya başlanmış ancak paylaşımda yaşanan sorunlar iki devlet arasında savaşa neden olmuştur. Daha sonra Kıbrıs vergi karşılığında Emevi Halifeliği’ne bağlı bir özerklik kazanmış ve bu durum Abbasi Halifeliği döneminde de sürmüştür. Yaklaşık 300 yıllık Müslüman egemenliği döneminde adada üretim ve ticaret artmış korsanların saldırıları sonucunda kimi Doğu Roma kiliseleri yıkılmış ancak 965’te Doğu Roma’nın Kilikya ve Girit egemenliği ile birlikte Kıbrıs da denetimine geçmiştir.

Merry-Joseph Blondel’in 1. Richard portresi

12. yüzyılda güçten düşen Doğu Roma’nın o dönemki Tarsus Valisi Isaac Komnenos sahte belgelerle adanın yeni valisi olduğuna adalıları inandırdıktan sonra ağır vergiler ve zorbalıkla adayı yönetmiş, gönderilen Doğu Roma donanmasını ise Sicilyalı korsanlarla birlikte alt etmiştir. Ancak Komnenos’un 7 yıllık egemenliği 3. Haçlı Seferi’ne önderlik eden İngiliz Kralı 1. Richard’ın(Aslan Yürekli) girişimiyle son bulmuştur. 1. Richard adayı ele geçirdikten sonra Fransız Templar Şövalyeleri’ne satmışsa da ada toplumuyla başa çıkamayan şövalyeler adayı 1. Richard’a geri vermişlerdir. Ancak adayı bir yük olarak gören 1. Richard bu kez de Kudüs Krallığı’na bıraktı ve Kral Guy de Lusignan yaklaşık 300 yıl sürecek bir hanedanlığın temelini attı. Katolik Lusignanların egemen olduğu yıllarda adada dini üstünlük Ortodokslardan Katoliklere geçirilmeye çalışılmış ancak yerel toplum buna direnmiştir. Mısır’da Memlük Sultanlığı’nın Anadolu’da ise Anadolu Selçuklu Sultanlığı’nın egemen olduğu dönemlerde bir Hristiyan üssü olarak kullanılan ada Maruniler gibi kimi Hristiyan toplulukları da kendine çekmiştir. Ayrıca Lusignanların adada uyguladıkları derebeylik düzeni ile gelen kalkınma ve Venedik ve Ceneviz cumhuriyetleri ile yapılan ticaret de adayı çekici kılmıştır.

François Edouard Picot’nun Guy de Lusignan portresi

1426’da Memlüklere yenilen Lusignanlar sultanlığa yüklü bir vergi ödemeye başladıktan sonra ada yoksullaşmış ve 1473’te son Lusignan Kral 2. James’in ölümünden sonra da ada Venedik yönetimine geçmiştir. Ancak Venedik yönetiminin adaya getirdiği tek yenilik adanın tüm varsıllıklarının artık Venedik’e akmaya başlaması olmuştur. Lusignan dönemindeki baskının sürmesi üzerine adalılar Osmanlı İlhanlığı’ndan yardım istemiştir.

Kıbrıs’ın Osmanlı toprakları arasında kalması, adadaki korsanların ticaret ve hac gemilerine saldırması, Venedik’in yağıca(düşmanca) tutumu ve adadaki Ortodoksların yardım istemesi Osmanlı’yı adanın fethine yöneltmiştir. Lala Mustafa Paşa komutasındaki 60.000 kişilik Osmanlı ordusu 2 Temmuz 1570’te adaya yapılan kolay bir çıkarma sonrası adadaki Ortodoksların da desteğiyle 1571’de adanın tümünü ele geçirmiştir. 1878’dek kesin bir Türk egemenliğinin kurulduğu adaya Anadolu’dan ve Suriye’den Türkler ve az da olsa Ermeniler yerleştirilmiş ve ada beylerbeyliği yapılmıştır. Osmanlı yönetiminde ada toplumu daha önce hiç yaşamadığı bir özgürlük elde etmiştir. Ortodokslara dini baskı ortadan kalkmış, derebeylik dönemindeki kölelik kaldırılmış, Rumca resmi dillerden biri yapılarak Rumca eğitim özgür bırakılmıştır. Özellikle tarıma önem veren Osmanlı yönetimi adanın yerli ürünlerinin üretiminin yanında pamuk gibi ürünlerin de üretimini desteklemiş, Venedik’e şarap, Fransa Krallığı’na kökboyası vb satılmaya başlanmıştır. 1862’de vali olarak atanan Ziya Paşa çekirgelere karşı savaşım vererek başarılı olmuştur. Ebubekir Paşa döneminde ise Larnaka’ya 12 km’lik kemerle su getirilmiş, Lefkoşa’ya bağlanan bir yol yapılmıştır. Mesarya Ovası’nın tarıma elverişli duruma gelmesi büyük oranda Osmanlı döneminde olmuştur. Özerk olarak yönetilen adada sürdürülen rahat yaşam 1670’te beylerbeyiliğin kapatılmasıyla bozulmaya başlamış ve 19. yüzyıl ortalarında Milliyetçilik akımı sonucu ortaya çıkan ENOSİS ile sona ermiş ve vergi toplama sıkıntıları ile toplumda erinçsizlik(huzursuzluk) baş göstermiştir. Yunanistan’dan gelen öğretmenler ve Osmanlı’nın fetihten beri özgür bıraktığı Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin önderliğinde Rumlara aşılanan ENOSİS ve Megali İdea düşünceleri çokça siyasi ayaklanmaya yol açmıştır.

Yönetimsel ve toplumsal durumundaki karmaşadan dolayı eski erincine ulaşamayan ada 1878’de Britanya İlhanlığı’na kiralanmış ancak karmaşa bu dönemde de sürmüştür. İngilizler hemen her alanda Türkleri geri planda bırakırken Rumcayı resmi dil olmaktan çıkarmış ve kilisenin yetkilerini de kısıtlamıştır. Buna ek olarak alınan ağır vergilerin yanlış yerlerde kullanılması Rumların ayaklanmasına yol açmıştır. İngilizler; İngiliz-İngiliz olmayan, Hristiyan-Hristiyan olmayan, Rum-Türk gibi tanımlamaları güçlendirerek adada toplumsal ayrışmaya ve en sonunda da çatışmaya giden yolu sonuna dek açmışlardır.

Dr. Fazıl Küçük

Rum-Türk ayrışmasında ilk saldırı 1894’te Baf’ta bir cuma namazı sırasında caminin taşlanmasıyla yaşandı. Bu durum İngilizlerin diğer sömürgelerinde de yaptıkları gibi böl-parçala-yönet politikasının sonucuydu ve bir yandan da gelecekte yaşanacak tüm olayların başlangıcıydı. 1914’te 1. Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı’nın Bağlaşma Devletleri yanında savaşa girmesi üzerine İngilizler adaya el koydular ve 1571’de başlayan Türk egemenliğini böylece kesin olarak sona erdirdiler. Öyle ki; 1. Dünya Savaşı’nın sonunda Müftü Ziya Efendi önderliğinde bir kurulun Paris’e gönderilmeye karar verilmesi ve 1919 yılında birleşmeci Türk aydınlarının ayaklanması da bunu geri çeviremedi ve Lozan Barış Antlaşması gereği ada bir İngiliz toprağı olarak kaldı. Bundan sonra da süren İngilizlerin ayrıştırıcı uygulamaları ENOSİS’in daha da güçlenmesine yol açtı ancak İngilizler, özellikle Rumlar üzerindeki baskıyı azaltmadılar. 2. Dünya Savaşı’nda Yunanistan’ın işgali ve İngilizlerin adayı üs olarak kullanmaları sürecinde Rumlar ve İngilizler birlikte çalışmışlar ancak savaştan sonra Rumlar ENOSİS ısrarlarını sürdürmüşlerdir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz yönetiminin adada parti kurulmasına izin vermesiyle Rumlar özellikle komünist partiler kurdular ve ENOSİS’i etkin siyasi yollarla da denediler. İngiliz yönetimi yine ENOSİS uğruna adadaki Türklere saldıran Rumları engellemediği için Türkler de siyasi oluşumlar kurmaya başladı. Bu oluşumlar 8 Eylül 1949’da Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun çatısı altında birleştirildi ve başkanlığına Faiz Kaymaklı seçildi. Dr. Fazıl Küçük’ün adadaki sorunu Türkiye Cumhuriyeti’ne taşıma çalışmaları ise dönemin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak’ın “Böyle bir sorun yoktur.” demesiyle sekteye uğradı.

Rauf Denktaş

Türkiye’nin adadaki olaylarla gerçekten ilgilenmesi ise 1950’lerde başlamıştır. 1950’de Kıbrıs Başpiskoposu olan 3. Makarios ve Yunan ordusunda görev yapmış Kıbrıslı Rum Albay George Grivas ENOSİS’in en güçlü savunucularından oldular. 3. Makarios’un Yunanistan aracılığıyla Birleşmiş Milletler’de bulunduğu girişimler de sonuçsuz kalınca 1955’te Grivas önderliğinde Kıbrıslı Savaşçıların Ulusal Örgütü ya da daha bilinen adıyla EOKA kuruldu. Kıbrıslı Türkler de 1954’ten beri gerginleşen ortamda kendilerini savunmak için adada Volkan adlı bir yeraltı örgütü kurdu. 1956 Ocak ayında ise Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun Başkanlığı’na da Rauf Denktaş seçildi. İngiltere de bu olaylar olurken adada birtakım düzenlemelere gitmiş ve 30 Haziran 1955’te Kıbrıs’taki Evkaf İdaresi’ni 15 kişilik bir Türk Yüksek Meclisine devrederek başına da Dr. Fazıl Küçük’ü getirtmişti.

Kıbrıslı Türkler, Rumların ENOSİS isteklerine karşı adanın paylaşılmasını istediler. Bunun için yapılan 27 Ocak’taki gösterilerde İngiliz askerleri Türk göstericilere ateş açtı. Ertesi gün de bu saldırıyı protesto edenlere de İngilizler ateş açınca 8 Türk öldü. 1955’ten beri İngilizlere saldıran EOKA’dan rahatsız olmayan İngiltere, Türklerin kurduğu KATAK ve KTMHP’yi kapattı. İngilizlerin bu uygulaması Kıbrıslı Türklerin adayı Türkiye’ye katma isteğini güçlendirdi. Başlangıçta durumu önemsemeyen Türkiye olaylar artınca İngiltere’den önlem almasını istedi. Ancak süren EOKA saldırıları üzerine Türkiye Başbakanı 24 Ağustos 1955’te İngiltere’ye bir nota verdi. EOKA saldırılarından tedirgin olan İngiltere de sömürge sorununu yabancılarla görüşülmeyecek bir iç sorun olarak gören geleneksel politikalarından ödün vererek Ağustos 1955’de Kıbrıs Sorunu’nu görüşmek üzere Yunanistan ve Türkiye yönetimlerinin temsilcilerini Londra’ya çağırdı. Türkiye çağrıyı kabul ederken, Yunanistan önce Kıbrıslılar çağrılmadığı için çağrıyı kabul etmek istemedi ama sonuçta katıldı. Toplantıda Yunanistan, Kıbrıs’ın bağımsızlığını istedi, Türkiye reddedince de Eylül ayında toplantı kesildi. Bu toplantı bitmeden bir gün önce Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı salığı(haber) İstanbul ve İzmir’de önemli bir ayaklanmaya yol açtı. Ancak bu bombalama olayının dönemin Türkiye hükumetince Türklerin Kıbrıs sorunu ile önemli bir biçimde ilgilendiğini dünyaya göstermek ve Yunanlılara baskı yapmak için önceden tasarladığı ortaya çıktı. Özellikle İstanbul’da yapılan protesto gösterileri denetimden çıkıp Rum mallarının tahribine yol açınca Başbakan Adnan Menderes orduyu göreve çağırdı ve sıkıyönetimi duyurdu. Ama bu 6–7 Eylül’de yaşanan üzücü olayların sonucunu değiştiremedi ve Türkiye’deki Rumları üzdü. Yunanistan da bu olaya tepkisini göstermek için Türkiye’deki NATO Karargahı’ndaki temsilcilerini geri çekti ve her iki NATO bağlaşığı(müttefik) arasındaki ilişkiler oldukça gerildi. İngiliz yönetiminin adadaki yönetimsel değişimlerinin de işe yaramaması sonucu 3. Makarios Seyşel Adaları’na sürgüne gönderildi, yerine ise Grivas Rumların önderi oldu. Grivas’ın önder olmasıyla iyice hareketlenen EOKA’ya karşı Türk nüfusu korumak için Temmuz 1957’de Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi önderliğinde Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT) kuruldu.

6-7 Eylül Olayları

Adada; İngiliz, Yunan ve Türk ortak yönetimini öngören ancak Yunanlarca reddedilmesine karşın İngilizlerin yürürlüğe koyduğu Macmillan Tasarısı doğrultusunda görev alan Türk temsilciler ile Yunanistan Aralık 1958’de toplandı. Bu toplantıda 3. Makarios’un da desteklediği bağımsız Kıbrıs konusu ilk kez görüşüldü ve 11 Şubat 1959’da 27 maddelik Zürich Antlaşması yapılarak İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin güvenceciliğinde(garantör) 15–16 Ağustos 1959 gecesi Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Kıbrıs’ta geçen erinçsiz bir yönetim dönemine karşın İngiliz sömürge yönetimi adaya önemli yatırımlarda bulunmuştu. İngilizler yaptıkları düzenlemelerle ekonomiyi iyileştirmiş, etkili bir kamu hizmeti getirmiş, Kıbrıslı çocukların eğitimi için yeni okullar ve hastaneler yaptırmıştı. Adanın ekonomisini önemli ölçüde etkileyen çekirgelere karşı savaşım verilmiş ve ada çekirge belasında kurtarılmıştı. Ayrıca sıtma hastalığına karşı da savaşım verilmiş ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da sıtma yok edilmişti. İngiliz yönetimi ayrıca çağdaş bir yol düzeni ile adadaki köyleri ve kasabaları büyük şehirlere ulaşır duruma getirmişti. Ancak önemli bir endüstri yatırımı yapılmamış ve ada toplumu birçok ürünü İngiltere’den almak durumunda kalmıştı.

Anayasa, Kıbrıs’ın resmen sömürge durumundan çıktığı ve cumhuriyet olduğu gün olan 16 Ağustos 1960’ta yürürlüğe girdi. Bir ay sonra, yeni cumhuriyet Birleşmiş Milletler üyesi oldu ve 1961 baharında İngiliz Milletler Topluluğu’na(Commonwealth) alındı. Kıbrıs, BM üyesi olduktan sonra Türkler ve Rumlar arasında sorun olduğu zaman BM her soruna karıştı. Aralık 1961’de Kıbrıs Uluslararası Para Fonu(IMF) ve Dünya Bankası’na üye oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmuş olması adadaki Türkleri, güven ortamı sağlanacağı için rahatlatırken, Rumları ise özellikle EOKA gibi kuruluşların üyeleri olan Rumları ENOSİS gerçekleşmediği için erinçsiz etmişti, dolayısıyla bağımsızlık barışı getirmedi. Agonitis gazetesi ile EOKA’cılar ve Rum toplum örgütleniyor, ENOSİS çerçevesinde bilinçli saldırılar düzenleniyordu. İngiliz yönetimi altındaki 80 yıl boyunca edilgin(pasif) kalan Türkler bu ortamda siyasi olarak harekete geçti. Adadaki Rum ve Türk yöneticiler arasında yönetimsel sürtüşmeler ve inatlaşmalar yaşanırken her iki toplumun yeraltı örgütleri de diri tutulmuştu ve 1962’den sonra EOKA ve TMT yeniden çalışmalara başladı. Yunanistan ve Türkiye’den silahlar gizlice adaya sokuluyor ve üçlü anlaşma gereği adada bulunan Yunan ve Türk ulusal askeri birlikleri bu örgütlere destek veriyordu. Cumhurbaşkanı Makarios’un yakın arkadaşı İç İşleri Bakanı Polikarpos Yorgacis 1963’te uluslararası toplumu, Kıbrıslı Türklere çok ayrıcalık verildiği konusunda Türkleri ise korkacak bir nedeni olamayacağına inandıracak Akritas Tasarısı’nı önerdi. Tasarının diğer amacı da Garantörlük Antlaşması ve İttifak Antlaşması’nın iptali idi. Bu tasarı açıkça Türklerin azınlık sayılmasını öneriyordu ki böylece tasarı gerçekleşirse ENOSİS’e giden yol açılabilecekti. Ayrıca tasarıya göre eğer Kıbrıslı Türkler anayasada yapılacak değişiklikleri reddederse, güç kullanarak “bir ya da iki gün içinde” ve de yabancı güçler karışmadan şiddetle boyun eğdirilecekti.

Akritas, Rumlar için yolunda giderken 21 Aralık 1963’te Lefkoşa’da Bir Kıbrıslı Rum polis devriyesinin, kimlik denetimi sırasında çıkan karmaşada bir Kıbrıslı Türk çift öldürüldü. Olay duyulunca TMT harekete geçti ve bazı Rumları tutsak etti. EOKA önderlerinden ve Akritas kod adını kullanan Polikarpos Yorgacis’in önderlik ettiği Rumlar, Lefkoşa yolu üzerindeki Küçükkaymaklı Kasabası’na 22 Aralık’ta saldırıya geçerek kırım(katliam) yaptılar. 23 Aralık’ta Nikos Sampson’un başında bulunduğu ek güçler geldi ve karşılarına çıkan Türkleri genç-yaşlı demeden öldürdüler. Türkler bu kırımda 92 ölü, 475 yaralı ve çok sayıda yitik verdi. Adanın değişik yerlerinde yaşayan Türkler yaşamlarından kaygılanarak oturdukları 203 köyü terk ettiler ve TMT’nin güvenliğini sağladığı bir noktada toplandılar. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fazıl Küçük ve Türk bakanlar ve Temsilciler Meclisi’nin Türk üyeleri hükumetten ayrıldılar. Tarihe Kanlı Noel olarak geçen bu katliam üzerine 25 Aralık 1963’te Türk Hava Kuvvetleri uyarı uçuşları yaptı ve ardından ateşkes sağlandı ve 29 Aralık 1963’te İngiliz güçleri bugün Yeşil Hat olarak adlandırılan bölgeye girdi. Lefkoşa’da olan bu olaylar, Kıbrıs’ın bölünmesine yol açan olayların da başlangıcı oldu.

3. Makarios

1 Ocak 1964’te Makarios’un, Kıbrıs ile ilgili bütün antlaşmaları bozduğunu açıklamasıyla Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkmış oldu ve yerine resmi olmayan Rum yönetimi ki bu haksız yere Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınacaktı, Kıbrıs adına kararlar almaya başladı. 18 Şubat 1964’te BM Genel Sekreteri U Thant’ın sunduğu BM Barış Gücü yönetimindeki “Kantonal Yönetim” kurulması tasarısı, ENOSİS’e engel oluşturacağı gerekçesi ile Makarios tarafından reddedildi. 4 Mart 1964’te BM Güvenlik Konseyi’nin “Kıbrıs Hükumeti” gibi bir terim kullanması dünyayı Kıbrıs Rum yönetimini hükumet olarak muhatap almaya özendirdi. Böylece o dönemden bugüne dek bu ağır yanlış yüzünden Kıbrıs Rum Yönetimi bütün Kıbrıs toplumunun temsilcisi olarak görüldü ve Türkleri yine geri plana itti. Adaya BM Barış Gücü’nün gelmesi de olaylara çözüm olmadı ve Rum milisler, 9 Mart 1964’te Baf’ta, 19 Mart’ta da Gaziveren ve diğer yerlerde yaşayan Türklere saldırdılar. Bu çatışmaların sonucunda adadaki Türkler hem kendi istemleri hem de Türk Mukavemet Teşkilatı’nın(TMT) isteğiyle yaşadıkları yerlerden ayrılıp Teşkilat’ın koruduğu bölgelere kaçtılar. Rum şiddetinden kaçan Türkler kalabalık çadırlarda ve ivedi yapılmış barakalarda toplandı ve bu durum kötü koşulların yaşanmasına yol açtı. Lefkoşa’ya gelemeyen birçok Türk evlerini ve topraklarını bırakıp diğer güvenli bölgelere gittiler.

Haziran 1964’te Ulusal Muhafız Birliği kurularak başına azılı EOKA’cı Grivas getirildi. Yunan askerlerince de desteklenen bu birlik adadaki şiddeti daha da artırınca tasarlanan harekat ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson’un Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye gönderdiği bir mektupla askıya alındı. ABD eski dışişleri bakanı Dean Acheson’ın Cenevre’de sunduğu, kendi adıyla anılan ve ENOSİS’e karşılık Kastelorizzon Adası’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilmesini ve Kıbrıslı Türklerin göçüne izin verilmesini öngören tasarı Makarios tarafından reddedildi. Bu görüşmelerden sonra Rumlar, Erenköy ve Mansura’ya saldırırken BM Barış Gücü bu saldırılar görmezden geldi.

Cengiz Topel

8–9 Ağustos 1964’te adaya harekat düzenleyip Erenköy ve Güzelyurt çevresindeki Rum mevzilerini bombalayan Türk pilotlardan Cengiz Topel uçağının düşmesi sonucu tutsak alındı ve BM Barış Gücü’nün bilgisi olmasına karşın işkence ile şehit edildi. 1964’ün sonunda tarım ve ekonominin uğradığı zarar dışında devlet dairelerinde ve Rum bölgelerinde çalışan 4000 dolayındaki Türk işten çıkarılmış, 109 kasabada Türklerin olan 527 ev yıkılmış, 2000 ev de hasar görmüş ve 25.000 Türk de yaşadığı bölgelerden ayrılmak durumunda kalmıştı. Yapılan uluslararası görüşmeler gerginliği önleyemediği gibi 15 Kasım 1967’de Grivas önderliğindeki Yunan destekli 5000-6000 Rum, Barış Gücü görevlilerinin gözü önünde Geçitkale ve Boğaziçi’ye saldırarak 30 Türk’ü öldürdü. Bunun üzerine TBMM, Kıbrıs için yapılan görüşmeleri durdurarak olaylara karışma kararı aldı ve kararlılığını da göstermek için Yunanistan sınırına askeri yığınak yaptı. Bu girişimler Rumların geri adım atmasını sağladı ve 28 Kasım 1967’ de Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi kurularak Fazıl Küçük başkan, Rauf Denktaş da yardımcısı oldu. Ocak 1968 seçimlerinde oyların %96’sını alarak cumhurbaşkanı seçilen Makarios sorunun çözümüne ilişkin ılımlı tümceler kurunca önce Grivas gibi EOKA’cıların sonra da Kasım 1973’te darbeyle başa geçen Yunan yönetiminin tepkisini çekti ve 15 Temmuz 1974’te Türk ve İngiliz yağısı ve sıkı bir ENOSİS yanlısı olarak bilinen EOKA’cı Nikos Sampson önderliğinde Makarios devrilerek Kıbrıs Helen Cumhuriyeti kuruldu. Daha da kötü günleri öngören TBMM bir yandan diplomatik görüşmeleri bir yandan da askeri hazırlıkları sürdürüyordu ancak diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalacağı belli olunca Türk ordusu, 20 Temmuz 1974 sabahında Girne Karaoğlan çevresinden adaya çıktı.

Çıkarmadan 3 gün sonra Yunan darbeci yönetimi devrildi ve Sampson da görevi bıraktı, 5 gün sonra ise Cenevre’de görüşmeler başladı. Görüşmeler Türkiye açısında oldukça olumlu biterken uygulamada verilen sözler tutulmadı ve 14 Ağustos 1974 sabahı 2. Kıbrıs Barış Harekatı düzenlenerek kısa sürede adanın %37’sini oluşturan Güzelyurt-Magosa hattının kuzeyi ele geçirilmişken ABD ve Avrupa ülkelerinin baskısı nedeniyle ateşkes yapıldı. Yapılan görüşmelerden sonra ada paylaşılmış ve 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur. Bundan sonra da Türklerin haklarının korunması koşuluyla adada bir ülke bütünlüğü sağlanması amacıyla yapılan tüm görüşmeler olumsuz sonuçlandı ve 15 Kasım 1983’te bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurularak Rauf Denktaş cumhurbaşkanı oldu. Bağımsızlıktan sonra BM başta olmak üzere olumsuz uluslararası tepkiler ve ambargo geldi ancak bugün Türkiye’nin yardımıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kalkınmasını sağlamış durumdadır. Türkiye’nin tüm girişimlerine karşın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diğer devletlerce tanınmamakta ve adada Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tek bir devlet var sayılmaktadır.

Yönetim Bölgeleri

Günümüzde, Türkiye’ye göre, adada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olarak iki ayrı yönetim bulunmaktadır. KKTC; Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefke olmak üzere 6 ilçeye ayrılmış durumdadır. GKRY’de ise KKTC’nin tanınmamasından dolayı KKTC topraklarını da kapsayacak biçimde Lefkoşa(Nicosia), Girne(Keryneia), Gazimağusa(Ammochostos), Baf(Pafos), Lemesos(Limassol) ve Larnaka olmak üzere 6 ilçe oluşturulmuştur. İki ülke de Lefkoşa’yı başkent olarak kullanmaktadır. Ayrıca bu iki ülke dışında adada hala İngiliz egemenliğinde bulunan iki Ağrotur ve Dikelya askeri bölgeleri de bulunmaktadır.

Kıbrıs İdari Haritası

Yerleşmeler

Kıbrıs toplumu genel olarak kırsalda yaşamış olmasına karşın 20. yüzyılda sürekli kentlere yönelmişlerdir. 1973’te nüfusu 5000’in üzerinde olan 6 kent ve yaklaşık 600 köy bulunmaktaydı ancak Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra güneye göç eden 180.000 dolayında Rum ve kuzeye göç eden Türkler çoğunlukla şehirlere yerleştirildi.

Adadaki en büyük yerleşme ve iki ülkenin de başkenti olan Lefkoşa aynı zamanda adanın dini, kültürel ve endüstriyel merkezidir.

Adanın kuzey kıyısındaki Girne ise tarımsal üretim ve turizm yönünden ilgi çekicidir ve Mersin ile Taşucu’ya feribot bağlantısı bulunmaktadır.

Adanın doğu kıyısında ise yine Mersin ile feribot bağlantısı bulunan ve tarih boyunca daha çok askeri ve ticari yönleriyle öne çıkan Gazimağusa yer almaktadır.

Adanın güney kıyısındaki Limasol ise 1974’ten beri Türk barındırmayan ancak şarap ve konserve üretim merkezi olarak önem kazanan bir liman yerleşmesi durumundadır.

Geçmişte tuz yatakları, günümüzde ise havaalanı ve liman gibi ulaşım olanakları ile öne çıkan adanın güneydoğusundaki Larnaka ayrıca kazı bilimsel, tarihi ve turistik değerleri ile de göze çarpmaktadır.

Tüm bu yerleşmelerin yanında oldukça küçük kalsa da adanın batısındaki Baf da kazı bilimsel değerleri ile ilgi çekmektedir.

Nüfus

2017 verilerine göre 1 221 549 kişinin yaşadığı ada nüfusunun çoğu Grek kökenli Rumlar olmakla birlikte ikinci çoğunluk Osmanlı egemenliğinde adaya yerleştirilen Oğuz Türkleridir. Adadaki Rumların dili Rumca/Grekçe olarak bilinen dil iken bu dili konuşanlar bağımsız Kıbrıs Kilisesi’ne bağlı olarak Ortodoks inanca iyedir.

Türkler ise Anadolu Türkçesinden az değişiklik gösteren bir Türkçe ile iletişim kurarken Sünni/Hanefi inançtadır.

Adada eğitim dili de olan İngilizce ise adadaki İngiliz egemenliği sırasında yerleşmiş ve değişik etnik kümeler arasındaki iletişimi sağlama görevini üstlenmiştir.

Adada ayrıca Maruni ve Ermeniler de yaşamaktadır.

Eğitim ve okuma-yazma oranlarının yüksek olduğu ada 19. yüzyıldan beri Londra başta olmak üzere Birleşik Krallık’a ve ABD’ye göç vermektedir.

Ekonomi

2018 yılı ekonomik özgürlük katsayılarına göre 48. sırada bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ekonomik özgürlüğü 0,1 katsayı düşüşte olmakla birlikte bu düşüşün önüne geçmek için kimi yapısal düzeltmeler ve özelleştirmeler yapılmaktadır.

Turizm, finans, taşımacılık ve taşınmazlar adanın en önemli ekonomik alanları durumundadır. 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti 2008’den bu yana para birimi olarak Euro’yu kullanmaktadır. AB üyeliği sonrası süreçte %4 büyüme ve %4 işsizlik oranlarını yakalayan ada ekonomisi 2008 bunalımı sonrası istek düşüklüğü nedeniyle özellikle turizm ve yapı alanlarında sıkıntı yaşamıştır. En önemli bankalarından kimisinin aşırı Yunan etkisinde kalması ve ekonomik bunalımlar nedeniyle 2012’de Uluslararası Para Fonu’na başvurmuştur.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nden bağımsız olan KKTC’de ise Türkiye destekli bir ekonomik ortamın bulunması ekonomik bunalımın buradaki etkisini azaltmıştır. Çoğunlukla devlet memurluğu ile turizm ve ticaret gibi hizmet alanlarına dayalı ekonomisi olan KKTC’nin Güney’le olan ekonomik bağlantısı daha çok yapı ürünlerine dayalıdır.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın %2,3’ünü oluşturan tarım ve hayvancılık ile üzüm, zeytin, turunçgil, arpa, türlü sebzeler ile domuz, koyun ve kümes hayvanları yetiştirilmektedir. Ayrıca mandıracılık ve peynir üretimi de gelişmiştir.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın %11’ini oluşturan sanayide hazır yiyecek/içecek, çimento, gemi ve parçaları, dokuma ürünleri, kimyasal ürünler, metal ürünler, ahşap ve taş ürünleri üretilmektedir.

Kaynakça

Emrullah Güney, Türkiye’nin Komşuları, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara, 2013

Arkeofili

ODTÜ – Tarih Öncesi

ODTÜ – İlk Çağlarda Kıbrıs

ODTÜ – Roma Dönemi

ODTÜ – Bizans Dönemi

ODTÜ – Haçlı Dönemi

ODTÜ – Lusignanlar Dönemi

ODTÜ – Venedik Dönemi

ODTÜ – Osmanlı Dönemi

ODTÜ – İngiliz Dönemi

ODTÜ – Kıbrıs Cumhuriyeti

ODTÜ – Kıbrıs Barış Harekatı

ODTÜ – Direy

ODTÜ – Bitki Örtüsü

Dünya Bankası

Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı

The Heritage Foundation

CIA

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz