Anasayfa Söylem

Söylem

“Son sözü doğa söyler.”

Ekopangea kurulduğu ilk günden bu yana bu söylemle işe başladı ve böylece sürdürüyor. Bu kısa ama öz tümcenin Ekopangea için önem ve anlamını şöyle açıklamaya çalışalım; coğrafyanın bir bilim dalı olarak gelişmeye başladığı ilk dönemlerde öncelikle iki görüş egemen oldu. Bunlar çevreci determinist ve posibilist coğrafya görüşleriydi. Sonraları bu iki görüş esnetilerek türetilse de çevreci determinist ve posibilist görüşler uzun yıllar coğrafyaya egemen olmayı sürdürdü. Hatta bu iki görüş bilim kişileri arasında yoğun tartışmalara bile neden oldu.

Çevreci determinist görüşü kısaca açıklamak gerekirse; çevrenin ve doğanın insan davranışlarını ve uygarlıkların gelişiminde etkin ve baskın güç olduğu görüşüdür. Geçmişte Hipokrat, Aristo, İbn-i Haldun ve Montesquieu gibi düşünür/yazarların Yeryüzü’ndeki insan etkinliği ve etkisinin gerçekte doğanın egemen kuralları çerçevesinde olduğunu ve doğanın diğer tüm canlılara yaptığı gibi insanın da davranışlarını belirleyen hatta sınırlandıran baskın güç olduğunu söylemiş ve yazmışlardı. Ancak bu konuyu ele alan ilk coğrafyacı Siyasi Coğrafya’nın kurucusu sayılan Alman bilim kişisi Friedrich Ratzel olmuştu. Ratzel, İlk ve Orta Çağ düşünürlerinin düşüncelerini kanıtlayan Charles Darwin’in Evrim Kuramı’nın da etkisinde kalarak kişiyi, kendisini çevreleyen fiziksel güçlerin kıskacında ve ancak onun isteklerine doğru uyum sağladığında başarılı olabilen, çevrenin bir ürünü olarak görme eğilimindeydi. Başka sözcüklerle, ona göre kişi de genelde diğer canlıların bağlı olduğu yasalara bağlıydı. Dolayısıyla Ratzel, çevreci determinist görüşün önemli temsilcilerinden birisidir.

Posibilizm ise çevre sorunlarının henüz konuşulmadığı ve çevreci determinizmin dorukta olduğu bir dönemde bambaşka bir yaklaşımla George Perkins Marsh’ın: “Her ne kadar başkaları yeryüzünün kişiyi yarattığını düşünüyorsa da gerçekte kişi yeryüzünü yaratmıştır.” demesiyle coğrafyada kendinden söz ettirmeye başlamıştı. Bu görüşe göre kişiler ya da uygarlıklar içinde yaşadıkları çevreyi istedikleri ya da en azından gerek duydukları gibi değiştirebilecek güçteydiler ve çevreye karşın egemen güç konumundaydılar. Marsh’ın -o dönem için- bu ilginç söylemi coğrafyada yıllarca sürecek olan “Doğa mı baskın, yoksa birey mi?” tartışmalarının da kıvılcımı olacaktı.

Günümüze değin süregelen söz konusu tartışma kesin bir sonuca ulaşabilecek mi şimdilik bilinmez ancak Yeryüzü’nde en azından doğal yıkımlarla bireyler, toplumlar hala yitip giderken bireyin doğa karşısında baskın ya da egemen güç olduğunu söylemek güç görünüyor. Bugün insanoğlunun elinde bulunan olanaklar ve gelişmiş teknolojisi bile doğanın bir anda karşısına çıkardığı güç koşullarda onu koruyamayabiliyor. Hem sonsuza dek insanoğlu kendini koruyabilecek gelişmişliğe ulaşsa bile korunmak için gereksinim duyduğu olanak ve teknolojisinin gerçek kaynağı yine doğa olmayacak mı? İnsanoğlu kendini koruyabilecekse bile yine doğanın kendisine sunduğu olanakları geliştirerek koruyabilecektir.

Ekopangea, söz konusu bu durumda insanoğlu-doğa ilişkisini “Son sözü doğa söyler.” biçiminde tanımlamaktadır.