Anasayfa Makaleler Beşeri Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı Sorunu

Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı Sorunu

3220
0
PAYLAŞ

Bu yazımızda, son yıllarda yaşanmış en büyük göç dalgasına neden olan Suriye İç Savaşı’nı ve bu savaşın Türkiye’ye insani, ekonomik, güvenlik ve siyasi yönden etkilerini ele aldık.
İlk olarak Arap ülkelerinde yaşanan toplumsal ayaklanmalar ve protestolar, Tunus ve Mısır’dan başlayıp tüm bölgeyi etkileyerek 15 Mart 2011 tarihinden sonra Suriye’ye de sıçramıştı. Yaşanan çatışmalar nedeniyle ülke kargaşa ortamına sürüklenmiş, ülkenin kimi bölgelerinde yaşanan iç karışıklıklar ve çatışmalar nedeniyle binlerce Suriyeli, başta Türkiye olmak üzere, çevre ülkelere sığınmıştır.

Suriye’de yaşanan insani bunalımın büyümesi sonucunda sınır bölgemizde hareketlilik yaşanmıştır. 300-400 kadar Suriye yurttaşının, 29 Nisan 2011 tarihinde Hatay ili Yayladağı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’na doğru hareketlenmesi, Suriye’den Türkiye’ye yönelik ilk toplu nüfus hareketini oluşturmuştur. Bu nüfus hareketi sırasında gerekli önlemler alınmaya başlanmış; 252 Suriye yurttaşı sınırdan içeri alınarak Hatay’daki bir spor salonunda geçici konaklama ve gıda gereksinimleri sağlanmıştır.

Giriş yapan Suriye yurttaşlarının öncelikle üst taraması yapılmakta, sonra da çevirmen eşliğinde kimlikleri var ise kimlik bilgileriyle, yok ise sözlü açıklamalarla kayıtları alınmaktadır.

İlk çadır kent alanı olarak Yayladağı merkezdeki eski bir tekel yapısı belirlenerek bu yerleşkede çadırlar, gezici mutfak, banyo gibi düzenlemeler yapılmış ve ilk göçler buraya gerçekleştirilmiştir. Daha sonrasında süren girişler nedeniyle 9 Haziran 2011 tarihinde Altınözü ve 12 Haziran 2011 tarihinde Boynuyoğun çadır kentleri kurulmuştur.

1 Eylül 2015 tarihi itibariyle; 10 ilimizde 47.488 çadır ve bölme, 11.857 konteyner olmak üzere toplam 59.295 yerleşkede Suriyelilere hizmet verilmektedir. 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle barınma merkezlerinde barınan Suriyelilerin sayısı 259.151 olmuştur.

Apaydın Kampı, Antakya, Hatay, Türkiye

Esad ve Suriye rejiminin uluslararası konjonktürü kendi erki(iktidar) için çok iyi değerlendirerek ortaya koyduğu bu öngörülemeyen “direniş” Türkiye’yi bir yandan bunalımın  bir tarafı, bir yandan da hem sığınmacılar hem de çok yönlü güvenlik riskleri bakımından bunalımın kıygını(mağdur) durumuna getirmiştir. Türkiye başından beri doğru ve insani bir kararla savaştan kaçanlara kapılarını kapatmayacağını , savaştan ve kıyıgdan(zulüm) kaçanları “açık kapı” ilkesi ve “geçici koruma” politikası çerçevesinde kabul edeceğini duyurmuş ve bu politikasına da kimi istisna dönemler dışında sadık kalmıştır. Ancak Suriye konusunda uluslararası kamuoyunun ikna edilememesi ve bunalımın denetimden çıkarak bambaşka aktörlerin bölgede yer alması, böylece de bunalımın bu denli uzun süreceği, Türkiye’de öngörülememiştir. Bu durum Türkiye içinde Suriyeliler konusunun aynı zamanda bir iç politika konusu durumuna gelmesinde önemli rol oynamıştır. Türkiye, Suriye’de siyasi çözümün Esad rejiminin sona erdirilmesi biçimindeki izleminde(strateji) yalnızca yalnız kalmamış, bunalımın hem insani yüküne hem de mali yüküne katlanmak durumunda bırakılmıştır. Suriyeliler için Nisan 2011 ile Aralık 2014’e dek geçen 3,5 yılı aşan sürede 4,5-5 milyar $’ın üzerinde bir harcama yapan Türkiye’ye, uluslararası kuruluşlar ve diğer ülkelerden gelen mali destek %3 dolayında kalmıştır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Aralık 2014’te ile açıkladığı verilere göre, örneğin 2014 yılı için bunalım yaşayan bütün ülkelere destek olmak üzere istenen 3,7 milyar $’lık çağrıya sadece %53 destek alınabilmiştir. Türkiye’ye 2014 için Birleşmiş Milletlerce istenen desteğe ise ancak %25 dolayında geri dönüş olmuştur. Yani simgesel destekler dışında, özellikle de Türkiye’de bunalımın bütün yükü bölge ülkelerine kalmıştır. BMMYK’nin yardım çağrısı bütünüyle karşılanmış olsaydı bile, bunun yetersiz kalacağı açıktır. Kuşku yok ki bu süreçte en büyük mali yük Türkiye üzerinde kalmıştır. 18 Temmuz 2014’te yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bu sürecin “birkaç simgesel jest dışında, önemli hiçbir dış yardım almadan, tümüyle kendi olanaklarımızla ve kendi düzenlememizle” yönetildiğinin de altını çiziyordu.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar ile ilgili başlıca veriler:
• Kasım 2014 itibarıyla Türkiye’de resmi rakamlara göre 1.6, resmi olmayan rakamlara göre 2 milyon dolayında Suriyeli göçmen yaşamaktadır. Bu sayılar Türkiye’nin resmi rakamlara göre nüfusunun %2.1’i, resmi olmayan rakamlara göre de %2.5’i oranında Suriyeli ağırladığı anlamına gelmektedir,
• Suriye sınırı ve dolayındaki illerde yaşayan yaklaşık 10 milyon nüfusa 1.2 milyon dolayında yeni nüfus eklenmiştir,
• Ekim 2011’de İçişleri Bakanlığının aldığı karar ile Türkiye’de kayıtlı olan Suriyeli sığınmacılara “geçici koruma durumu” verilmektedir. Geçici koruma rejimi ile Suriyelilere sınırsız kalış, zorla geri gönderilmeye karşı koruma ve ivedi gereksinimlere yanıt veren kabul düzenlemelere erişimi içerecek biçimde koruma ve yardım sağlanmaktadır,
• Suriyelilerin %85’i kamp dışında yaşamaktadır,
• Kamplardan hastanelere 500.000’in üzerinde hasta gönderilmiştir,
• Türkiye’de ameliyat edilen hasta sayısı 200.000’i aşmıştır,
• Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 35.000 Suriyeli doğumu gerçekleşmiştir.

  • Türkiye Nisan 2011-Kasım 2014 döneminde göçmenler için 4.5 milyar $ harcama yapmıştır,
    • Resmi verilere göre Birleşmiş Milletler ve Avrupa ülkelerinden gelen yardım miktarı 246 milyon $ dolayındadır.

Sığınmacıların Sayılarının Belirlenmesinde Yaşanan Güçlükler

Yaklaşık 200 kişilik ilk Suriyeli sığınmacı kafilesinin Yayladağı’na yerleştirildiği günden sonra geçen 3,5 yıllık süreyi kapsayan araştırma, hem Suriyeli sığınmacılar konusunun özelliklerini hem de sorun alanlarını derinlemesine belirliyor. Sorunun gelişimi ve genel özelliklerini ortaya koyduktan sonra Suriyeli sığınmacılara ilişkin sayısal verilerin paylaşıldığı araştırma, başlangıçta Türkiye’nin nasıl da hazırlıksız yakalandığını gösteriyor. Araştırmadan, hızla önlem geliştirilmeye çalışılan bu konuda, başlarda yaşanan en büyük sorunun sığınmacıların sayısına ilişkin yaşanan belirsizlik olduğu anlaşılıyor. Bunda da en önemli etkenlerden birinin sorunun devimsel(dinamik) yapısı olduğu belirtiliyor. 2013’te başlatılan biyometrik fotoğraf ve parmak izinin alındığı kayıtlama işlemi araştırmanın sonlandığı 2014 Aralık’ında sığınmacıların %87’si için gerçekleştirilebilmiş. Bu kayıtlama işlemi de sonrasında soruna ilişkin atılacak her adım için başlıca bir önem taşıyor. Ayrıca sınır kapılarından denetimsiz biçimde yapılan girişler güvenlik açısından büyük sorunlara yol açıyor. Özellikle bölgede acımasızca kırımlar(katliam) yapan IŞİD( Irak-Şam İslam Devleti) yıldırı(terör) örgütü yakın zamanda ülkemiz içinde de kanlı eylemlere yol açmıştır. Özellikle Suruç ve Ankara kırımlarında onlarca yurttaşımızın ölümüne yol açmıştır. Büyük şehirlerde duygudaş(sempatizan) toplayarak IŞİD’e giden onlarca yurttaşımız belirlenmiştir.

Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Toplumsal Etkileri:
 • Dil, kültür ve yaşam biçimi farklıkları toplumsal uyumu güçleştirmektedir,
• Yerel toplum arasında çok eşlilik yaygınlaşmakta, buna bağlı olarak boşanma oranları artmaktadır,
• Çocuk işçiler yaygınlaşmaktadır,
• Etnik ve mezhepsel kutuplaşmayı tetikleyebilecek taban oluşmaktadır,
• Çarpık yapılaşma artmaktadır,
• Kimi sınır illerinde demografik yapının değişmesinin yarattığı kaygı söz konusudur,
• Demografik yapıda(doğurganlık oranı, nüfus artış oranı) değişim ortaya çıkmaktadır,
• Suriyelilerin yaşam koşullarının güçlüğü ve eğitim olanağından yararlanamıyor olması uzun vadede suç oranlarındaki artış da dahil kimi toplumsal sorunlara uygun taban hazırlamaktadır. Buna karşın Aralık 2014 itibarıyla kayda değer bir güvenlik sorunun yaşanmaması önemlidir,
• Yerel toplum ve Suriyeliler arasında yaşanan kimi sıkıntılara karşın toplumsal barışı bozmamak adına her iki toplumda bir fren düzeneği geliştirmiştir. Şimdiye dek önemli toplumsal sorunların yaşanmamış olması toplumsal yapının sorunlarla baş edebilme sığasını(kapasite) göstermektedir.

Ülkemizdeki Suriyeli sığınmacı bir aile.
  • Sancılı da olsa Suriyelilerin Türk toplumuna uyum süreci başlamıştır. 35.000’in üzerinde Suriyeli Türkiye’de doğmuştur. Suriyelilerle evlilik konusu bir yandan tepkiye neden olurken diğer yandan iki toplumun kaynaşmasına aracı olmaktadır. Çok sayıda yatırımcı ve küçük işletmeci sermayelerini, işlerini Türkiye’ye taşımıştır. Suriyelilerin önemli bir bölümünü çocuk ve genç yaştakiler oluşturmaktadır. Bu kuşak Türkiye’de büyümektedir. Bunların çoğunluğu eğitim alamasa da yaşam içinde Türkçeyi öğrenmeye başlamıştır.

Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Ekonomik Etkileri:

Genel olarak Suriyelilerin devlet hazinesine olan maliyetinin Ekim 2014’ten itibaren 4.5 milyar $’a ulaştığı söylenmektedir. Suriyeliler için harcanan toplam miktar; 2014 bütçesinde 1 milyar 416 milyon TL ödenek ayrılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 1 milyar 329 milyon TL ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 1 milyar 324 milyon TL ile Ekonomi Bakanlığı, 970 milyon TL ile Kalkınma Bakanlığı, 652 milyon TL ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 644 milyon TL ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 519 milyon TL ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve 142 milyon TL ile Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçelerine ayrılmış ödeneklerin üzerindedir. Türkiye Suriyelilere yaptığı yardımların çok büyük bir bölümünü kendi kaynaklarını kullanmak yoluyla gerçekleştirmiştir. BMMYK’nin Suriyeli sığınmacılar için 2014 yılı bölgesel kaynak isteği çağrısında Türkiye’ye yalnızca 497 milyon $ ayrılmış, bu rakamın da yalnızca % 28’i gerçekten Türkiye’ye iletilmiştir.

Türkiye’de açılmış bir Suriyeli iş yeri.
  • Suriyelilerin ekonomik alandaki etkilerine genel olarak bakıldığında risk ve fırsatların iç içe geçtiği bir görünüm söz konusudur,
    • Kiralarda artış gözlenmektedir ve kiralık ev bulmak giderek güçleşmektedir,
    • Sınır illerinde enflasyon artışı ortaya çıkmıştır,
    • Özellikle küçük işletmelerde kaçak işçi çalıştırma yaygınlaşmaktadır,
    • Kaçak Suriyeli çalıştıran ve çalıştırmayan firmalar arasında haksız yarış(rekabet) ortaya çıkmaktadır.
    • Yerel toplum iş fırsatlarının ellerinden alındığına inanmaktadır. Ancak iş dünyası açısından bakıldığında bu savın karşılığının olmadığı görülmektedir. Olağan koşullarda işini yitirecek kişiler de Suriyeliler nedeni ile işsiz kaldığını düşünmektedir. Ayrıca sığınmacılar genelde yerel toplumun çalışmayı istemediği alanlarda çalışmaktadır. Böylece niteliksiz iş gücü gerektiren iş kollarında iş gücü açığı kapanmaktadır,
    • Suriyelilerin sınır illerinde iş gücü açığını kapatması bölgedeki yatırım ortamına olumlu katkı sunmaktadır,
Mevsimlik tarım işçileri “Suriyelilerin düşük ücretle çalışıyor” olmasına tepki gösteriyor.
  • Ücret düzeyinde önemli düşüş gözlenmektedir,
    • Suriye’deki ve Türkiye’deki Suriyelilere sağlanan insani yardım gereçlerinin ve hizmetlerin yerel firmalardan sağlanması, özellikle gıda ve dokuma firmaları için bir fırsat oluşturmaktadır,
    • Başta Halep’ten olmak üzere, tüccar ve yatırımcı Suriyeliler de Türkiye’ye gelmektedir. Deniz ve limanın varlığı bu Suriyeliler için Mersin’i bir çekim merkezi kılmaktadır. Bu konuda öne çıkan bir diğer il Gaziantep’tir,
    • Gaziantep Ticaret Odasına kayıtlı Suriyeli firma sayısı iç savaş öncesinde 60 dolayında iken 2014 Ekim itibarıyla 209’a yükselmiştir,
    • Suriyeli sermayenin Türkiye’ye akması ile ilgili büyük fırsatların kaçtığı ileri sürülmektedir,
    • Orta Doğu ülkeleri ile ticaret ve yatırım ilişkisi olan ve o pazarları iyi bilen Suriyeli tüccar ve yatırımcılar bu ülkeler ile olan ticaret ve yatırım ilişkisine katkı sunmaktadır,
    • Suriyeliler küçük işletmeler(fırın, ayakkabı üretimi, vb.) yoluyla üretim ve ticarete katkı sağlamaktadır. Ancak bu işletmelerin tamamına yakınının kaçak olması dolayısıyla vergi vb. yasal yükümlülükleri yerine getirmemeleri haksız yarışa neden olmaktadırlar.

Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Siyasi Güvenlik Açıdan Etkileri:

  • Yerel toplum arasında Suriyelilerin güvenliği bozduğu yönünde bir söylem oluşmuş durumdadır. Ancak bunun karşılığının olmadığı görülmektedir. Sığınmacıların karıştığı adli olayların oranı son düzeyde düşüktür ve çoğunda davacı durumundadırlar.

Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’de Ana Hizmetler Üzerinde Yarattığı Etkiler:

Suriyelilerin iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınmaları nedeniyle Türkiye’de genel olarak sağlık harcamalarında önemli artışlar görülmüş ve toplumun diğer bireyleri açısından sağlık hizmeti almak güçleşmiş, eğitim harcamaları ile öğret­men başına düşen öğrenci sayısı artmıştır. Devlet harcamalarındaki bu artışlara ek olarak işsizlik oranı artmış ve iş bulmak daha güç duruma gelmiş, kaçak istihdam sonucu işçilere ödenen aylık ve gündeliklerde düşüşler gözlemlenmiştir.

En büyük kıygınlar yine çocuklar
  • Sınır illerindeki devlet hastaneleri toplam hizmetin %30 ile
    %40’ı arasında bir oranda Suriyelilere hizmet vermektedir. Bu nedenle sınır illerindeki devlet hastanelerinde sığa sorunu yaşanmaktadır,
    • Belediye hizmetleri(çöp toplama, şehir temizliği, toplu taşıma, su sağlama ve dağıtımı, zabıta, yapımların(inşaat) denetimi vb.) var olan nüfus sayısına göre tasarlandığı için, göçmenler nedeniyle yaşanan nüfus artışı karşısında yetersiz kalmaktadır,
    • Belediyeler nüfus oranına göre bütçeden pay almaktadır. Buna karşın Suriyeli sığınmacı ağırlayan şehirlerin gerçek nüfusu önemli düzeyde artmıştır. Bu nedenle belediyeler yetersiz bütçeler ile etkinlik sürdürmek durumunda kalmaktadır.

Gerçek Sorun Kentli Sığınmacılar

Suriye bunalımının başlamasından bu yana ülkeden ayrılanların sayısı 4 milyonu aştı. Türkiye’de resmi rakamlara göre yaklaşık 2 milyon Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Kayıt dışı rakamlarla birlikte bu sayının en az 2,2 milyon olduğu öngörülüyor. Türkiye, bugün yeryüzünde en büyük sığınmacı nüfusu barındıran ülke.

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nden Doç. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’de toplumun Suriyelilere başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak biçimde olumlu yaklaştığını, toplumsal kabul düzeyinin çok yüksek olduğunu söylüyor.

Türkiye’de türlü illerde Suriyeli sığınmacılar için 20’yi aşkın kamp yapılmıiş durumda. Bu kamplarda sığınmacıların eğitim, sağlık gibi temel hizmetleri karşılanıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Helen Clark, Gaziantep’teki sığınmacı kampları için “yeryüzünün en iyi sığınmacı kampları” nitelendirmesinde bulunmuştu.

Ancak sığınmacı kamplarında toplam Suriyeli sığınmacı nüfusunun yalnızca %12 kadarlık bir bölümü yaşıyor. Gerçek sorunu kamp dışına taşan “kentli sığınmacılar” oluşturuyor.

Suriyeli sığınmacıların hukuki durumu, en çetrefilli başlıklardan. Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne “coğrafi sınırlama” ile taraf olmuştu. Yani, Türkiye bu sınırlama nedeniyle yalnızca Avrupa’dan gelenlere “mülteci” durumu verebiliyor. Ancak Türkiye’de yasalar gereği “mülteci” durumunda görülmüyorlar. Avrupa dışından geldikleri için “geçici koruma” başlığı altında “sığınmacı” durumunda olabiliyorlar. Sığınmacı durumu da, mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor.

“Şu anda Türkiye’de bulunan bir Suriyelinin ister İngiltere’de doktora yapmış olsun, isterse mühendis olsun çalışabilme, kendisine gelecek kurabilme olanağı yok. Bu yüzden de değişik ülkelerde gelecek arayışına giriyorlar.”

Suriyeliler, durumları gereği, halen Türkiye’de yasal çalışma hakkına iye(sahip) değil. Birçoğu yaşamını sürdürmek için yasa dışı çalışmak durumunda. Eğitim konusunda da türlü sıkıntılar yaşıyorlar.

Suriyeli Sığınmacıların Uyum Sorunu
Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü, geçen hafta “Evlerine dönecek gibi görünmüyorlar: Suriyeli sığınmacılar ve Türkiye ile uluslararası toplumun önündeki güçlükler” başlıklı bir yazanak(rapor) yayımladı.

Raporda Suriyeli sığınmacıları ağırlamanın maliyetinin arttığına, Suriyelilerin Türkiye’de uzun vadede kalıcı olacakları algısının büyüdüğüne ve hükumetin acilen sığınmacıların topluma bütünleştirilmeleri için kapsamlı politikalar geliştirmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

Sonuç olarak Türkiye’deki sayıları 2 milyona yaklaşan Suriyelilerin gerek devlet hazi­nesine olan maliyetleri gerekse yol açtıkları toplumsal sorunlar göz önünde bulundurulduğunda ülkenin uzun vadede bir kargaşa ortamına sürüklen­memesi için birtakım önlemler alınmasının gerektiği düşünülebilir. Gerçekte soru­nun en kesin çözümü açık sınır politikasından vazgeçilmesi ve Bakanlar Kurulu kararıyla geçici korumanın tümüyle sona erdirilmesidir. Ancak Türkiye’nin Suriye ile olan gerek güçlü tarihsel bağları gerekse 911 km’lik kara sınırı göz önünde bulundurulduğunda Suriyelilerin yaşamış olduğu sorunlara aktöresel olarak(ahlaken) ve vicdanen tepkisiz kalınması beklenemez. Bunun yerine Bakanlar Kurulu kararıyla geçici koruma önlemlerinin sınırlandırılması ya da süreli olarak durdurulması, örneğin Suriyelilerin sayılarına kota getirilmesi ve/veya Türkiye’de kalış hakkı sürelerinin azaltılması, daha uygun ve insancıl bir çözüm olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 87. maddesi uyarınca eve gönüllü dönüş özendirilmeli ve Suriyelilere gönüllü geri dönüş desteği sağlamak üzere çalışmalar hazırlanmalıdır.

Bu hukuki ve ekonomik önlemlere ek olarak, birtakım toplumsal önlemlerin alınması da gündeme gelmelidir. Suriyelilerin Türkiye’ye ve topluma uyumu sağlanmalı, aynı zamanda toplumun da Suriyelilere bakışı açısı iyileştirilmelidir. Bu bağlamda örneğin Suriyeli ailelerin öykülerini anlatan haberlerin ya da belgesellerin yaygınlaştırılması ve Suriyelilerle birlikte yaşa­manın gerekli olduğuna yönelik kamu tanıtımcıkları(spot) hazırlanması düşünülmelidir. Bu süreçte yerli toplumun duyarlıkları göz ardı edilmemeli, özellikle can ve mal güvenlikleri korunmalıdır. Bu bağlamda “kamu güvenliğini bozan Suriyelilerin sınır dışı edilmesi” kararı alınması olumlu bir gelişmedir. Şu anda ulusal geliri düşük ülkelerden biri olan Türkiye’nin, kalabalık sığınmacı topluluklarına ev sahipliği yapmasıyla birlikte ekonomisinin darboğaza gireceğini öngörmek güç olmayacaktır. Artan ekonomik güçlüklere bir de toplumsal sorunların eklenmesinin önüne geçilmelidir.

Kaynakça

– ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ: Suriyeli Mültecilerin Türkiye’ye Ekonomik Etkileri: Sentetik Bir Modelleme, ORSAM Rapor No: 196, Ocak 2015,

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosya­lar/201519_rapor196tur.pdf (Erişim Tarihi: 19.10.2015)

– DİNÇER, Osman Bahadır vd.: Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu ve Brookings Institute, Kasım 2013

– Av. Aytül UZUN “Günümüzün Sosyal ve Ekonomik Sorunu Olan Suriyelilerin Mülteci ve Ekonomi Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi” , Ankara Barosu Dergisi (2015/1)

-MAZLUMDER “ Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Sorunu”  MAZLUMDER Kadın Çalışmaları Grubu, Mayıs 2014.

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz