Anasayfa Makaleler Beşeri Siyaset ve Coğrafya

Siyaset ve Coğrafya

858
0
PAYLAŞ

Siyasi coğrafya terimi, “Siyasi” ve “Coğrafya” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Bu nedenle bu iki sözcüğün ayrı ayrı anlamlarını açıklamak ve daha sonra siyasi coğrafya terimi üzerinde ayrıntılı bir biçimde durmak gerekir.

Siyasi; Arapça kökenli bir sözcükolup politika, siyasal, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış demektir.

Coğrafya ise; yeryüzünün tamamı ve bir parçası üzerinde, doğal, beşeri ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki bağlantıları, neden ve sonuçlarını inceleyen bir bilimdir.

Siyasi coğrafya; yeryüzünün tamamında veya bir bölgesinde ya da ülkesinde, doğal, beşeri ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki bağlantılarını, neden ve sonuçlarını inceleyerek, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış belirleyen bir bilimdir.

Siyasi coğrafya, çalışma konusu nedeni ile bir siyasal gücün coğrafi bir alan üzerinde oluşumunu, devamı ve dönüşümünü incelemektedir. Bu yönüyle siyasi coğrafya, bir terslikler ve benzerliklerin inceleme alanı olarak ortaya çıkar.

Strabon coğrafyanın yararcılığıyla ilgili görüşlerini açıklarken Yunan ve Roma toplumlarında coğrafyanın üstlendiği merkezi görevin siyasal olduğunu vurguluyordu. Strabon‘un “Coğrafyanın büyük bölümü devletlerin gereksinimlerine hizmet eder. …Tümüyle coğrafyanın komutanların etkinlikleri üzerinde doğrudan büyük bir etkisi vardır.” biçiminde özetlenen görüşlerinden de bu ağırlık açıkça belli olmaktadır. Böylece, coğrafyanın rolü daha çok toprak almaları, yönetimleri altında bulunan topraklardaki güçlerini sürdürebilmeleri için yöneticilere bilgi sağlamak oluyordu.

Günümüzdeyse, siyasi coğrafya artık çok daha geniş bir kapsam kazanmış ve yaygınlaşmıştır. Uluslararası sorunların coğrafi temellerini sunmada siyasal coğrafyadan yararlanılırken, beşeri(ve ekonomik) coğrafyanın çok türlü konularına hatta her konusuna da bir ölçüde siyasal bir bakış açısıyla yaklaşılabilmektedir. Nüfusun, tarımın, sanayinin siyasal coğrafyasından ticaretin siyasal coğrafyasına dek birçok konuda bu yaklaşım karşımıza çıkarken, erkenin(enerji) siyasal coğrafyası daha da çok ilgi çekmektedir; şehirleşmede çekirdek alanlar, başkentler, şehir-devletler gibi konulara da siyasal coğrafya bakış açısından bakılabilmektedir.

Siyasi coğrafya biliminin kurucusu olarak sayılan Alman bilim kişisi Friedrich Ratzel, insanın yeryüzüne dağılışının doğal koşulların etkisiyle oluştuğunu savunduğu Politik Coğrafya kitabı ile siyasi coğrafyanın temellerini atmıştır. Siyasi coğrafya, siyasi yetke(otorite) ve düzenlemelerce alınan kararlar üzerinde coğrafi etkenlerin etkisini, siyasi kararların uygulanmasının coğrafi çevreye etkisini ve bunun sonucunda oluşan coğrafi olayları inceleyen beşeri coğrafya alt dalıdır. 

Siyasi coğrafya, özellikle 19.yüzyılın sonlarında, yeryüzü ölçeğinde söz edilmeye başlanmış bir bilim dalıdır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinin ve ikinci çeyreğinin sonlarında yaşanan dünya savaşlarının ortaya çıkışında, gelişiminde, sonuçlanmasında ve savaş sonrası dönemlerde uygulanan savaş izlemlerinin(strateji) ortaya konulmasında, büyük ölçüde siyasi coğrafyadan yararlanılmış ve siyasi coğrafyacıların düşüncelerine büyük gereksinim duyulmuştur. Gereksinim, gelişmeyi getirmiş ve böylece siyasi coğrafya bilimi üzerinde kuramsal ve  uygulamalı  araştırmalara hız verilmiştir.

Beşeri coğrafyanın bir alt dalı olan siyasi coğrafya hızla değişen toplumsal yapının öğrenilip anlaşılabilmesi için gereklidir. Özenle incelendiğinde, yaşamın giderek siyasileştiği görülecektir. Günlük yaşamın siyasileşme sürecinin anlaşılabilmesi için siyasi coğrafya bilmek gerekir.

İletişim ve haberleşme olanaklarının kolaylaşması ve hızlanması yıldırının(terör) küresel bir boyut kazanmasına; gelişen iletişim düzeni ise yeryüzünün haberleşme, bankacılık, bilgi aktarımında adeta küçük bir köye dönüşmesine ortam hazırlamıştır. Bir yandan ulusal sınırlar kalkarken, bir yandan da yeni devletlerin ve sınırların ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Bütün bunlar, yeryüzünde siyasi görünümün hızla değişmesine neden olmakta, yeni birlikler, yeni değerler ve yaşam biçimlerini gündeme getirmektedir. Bundan dolayı siyasi etkinliklerin ortamdaki yayılımındaki değişmeler ile yeni politik alanların oluşumunun anlaşılabilmesi önem kazanmaktadır.

Öyle görülüyor ki; 21. yüzyıl, adeta siyasi coğrafyacıların yönlendirdiği bir yüzyıl olacaktır. 20. yüzyılda yaşanan savaşları, devletler arası ilişkileri, büyük devletlerin yayılmacı politikalarını, siyasi coğrafyacıların öne sürdüğü egemenlik kuramlarının etkili olması bunun en büyük göstergesidir ve özellikle 1989 sonlarında SSCB’nin yıkılmasından sonra yeryüzünün hızla küreselleşmesi, siyasi konularla ilgilenen bireylerin sayısının artması ile ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede yayınlanmış çok sayıda araştırma, inceleme ve tasarıların olması da siyasi coğrafyanın 21. yüzyıla egemen olacağının göstergelerinden biridir. Coğrafyasını iyi tanıyan yönetimler uluslararası alanda daha etkin bir rol alırlar. Yani siyasette de “Son sözü doğa söyler”.

Kaynakça

Süha GÖNEY, Siyasi Coğrafya, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 1993

Hamza Akengin, Siyasi Coğrafya İnsan ve Mekan Yönetimi, Pegem Akademi Yayıncılık

PAYLAŞ
Önceki makaleMerkür
Sonraki makaleTarihi Coğrafya

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz