Anasayfa Makaleler Beşeri Coğrafi Keşifler

Coğrafi Keşifler

2397
0
PAYLAŞ

İnsanoğlunun, var olduğundan beri keşifçi bir yanı olmuştur. Bu yanın oluşmasında insanlığın gereksinimleri ve her geçen gün bu gereksinimlerin çoğalması etkili olmuştur. Yeni Çağ’a girmeden uygarlık bir sürü keşif yapmıştır. Bu keşiflerin en önemlilerinden biri ise bir döneme adını veren Coğrafi Keşifler’dir. Günümüzde Küreselleşme” dediğimiz sürecin başlangıcı Coğrafi Keşifler’e dayanmaktadır. Çünkü keşifler, yeryüzünü küçültmüş, iletişimi artırmıştır.

Coğrafi Keşifler’in Nedenleri

Coğrafi Keşifler’i başlatan nedenler, ekonomik gereksinimler, uygulayım bilimsel(teknolojik) gelişmeler, kültürel, dinsel ve siyasal yayılmacılık gibi birkaç başlık altında toplanabilir. Ancak Batı’nın 1492’de Coğrafi Keşifler’e girişmesinin arkasındaki ana neden, Doğu’nun varsıllıkları(zenginlik) üzerinde denetim kurmaktı. Bu, Eski Çağ’dan, Yunan ve Roma’dan beri, Batı’nın bilindik amacıydı. Coğrafi Keşifler büyük ölçüde Rönesans Dönemi’nde gerçekleşmiştir ve bu durum rastgele değildir. Çünkü Rönesans, Orta Çağ yaşamında büyük değişimlerin oluştuğu ve evrensel Orta Çağ devletinin ulus devletlere bölünmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde derebeylik düzeninin çökmesi ve orta sınıfın girişimciliğinin gelişmesi sonucu ekonomide yeni gelişmeler ortaya çıkmış, kilisenin maddi gücü sarsılmış ve derebeylik güçsüzleşmişti. Bu yeni durum şehirli orta sınıfın alışkanlıklarını da değişime uğratmış ve başta eğitim olmak üzere artık kiliseden kopuk davranma öne çıkmaya başlamıştı. Böylece geleneğe ve onun getirdiği değer ve anlayışa başkaldırmak düşüncesi yaygınlaşmıştı. Ayrıca doğruya varmak için birden çok yolun olduğu görülmeye başlanmıştı. Bununla birlikte değişik yaklaşımların tek bir ortak noktası vardı: Skolastik düşünceyi çürütmek. Çağın en büyük başarısı bu büyük yetkenin(otorite) kırılması oldu. Sonuçta Batı, Rönesans düşüncesiyle toplumsal, ekonomik ve ekinsel alanlarda, özellikle de bilim, sanat ve felsefe alanında tarihin hemen hemen hiçbir döneminde rastlanmayan büyük bir atılım gerçekleştirmişti. Bu ana atılım doğaya ilişkin yeni ve güvenilir bilgiler üretilmesini sağlamış, matbaanın bulunuşu da bu bilgilerin doğru ve hızlı bir biçimde geniş topluluklarına ulaştırılmasını olanaklı duruma getirmişti. Güvenilir bilgi çok önemliydi. Çünkü Keşifler Çağı’na gelindiğinde Avrupa’nın bilgi kaynakları Batlamyus’un Coğrafya adlı yapıtı, Marco Polo’nun Travels’i ve türlü mitler ve söylenceler olmuştu. Yeni ve güvenilir bilginin ortaya çıkması, türlenmesi ve hızlıca yayılması bu anlamda çok önemliydi. Ayrıca bu dönemde Kristof Kolomb‘un yeni bir kıta bulmasıyla birlikte büyük keşif yolculuklarına aşırı ilgi duyulmaya başlanmıştı.

Keşifler Çağı’na gelindiğinde Avrupa dışındaki yeryüzü ise birbirinden kopuk ve bilinçsiz ya da birbiriyle çok az ilişkisi olan ya da hiçbir ilişki bulunmayan değişik toplulukların birleşimi görünümündeydi. Avrupa, Amerika Kıtası’nı ne denli bilmiyorsa, Orta ve Güney Amerika uygarlıkları da Avrupa Kıtası’na yabancıydı. Buna karşın, birbirine yakın Çin ve Hindistan gibi büyük ülkelerin geniş bir ticari potansiyeli vardı. Yine de, Çin ve Hindistan arasındaki bu ticari gizili(potansiyel) bile bu iki ülkeyi ekinsel ve ekonomik açıdan içe kapalı olmaktan kurtaramıyordu. Çünkü ulaşım, iletişim ve denetim yoksunluğu, kopukluğu körüklüyordu.

8. ve 14. yüzyıllar arasında Avrupa’da etkili olan sıcak hava koşulları, Avrupa Kıtası’nın kuzeyinde ve batısında tarımın ilerlemesini sağlamıştı. Bu sıcak hava koşulları Vikinglerin, İzlanda’da, Grönland’da sömürgeler kurmasına ve Kuzey Deniz Yolu’yla Amerika Kıtası’nda Vinland’a ulaşmasına hatta İngiltere ve Fransa’nın Kuzey Amerika’daki topraklarının içlerine dek ilerlemelerine olanak vermişti. Ne var ki daha sonraları iklimin soğuması ve “Küçük Buzul Çağı” adı verilen bir dönemin yaşanması, ulaşımı zorlaştırdı ve İzlanda-Grönland arasındaki bağlantıyı da kopardı. Böylelikle Vikinglerin macerası sona ermişti.

Avrupa’da ulusçu olarak kurulmaya başlanan yeni devletlerin tek erklik(monarşi) yönetimleri, Avrupa’daki yoksulluk sorunundan, yeni kaynak alanlarının ele geçirilmesiyle kurtulunabileceği düşüncesini benimsedi. Bunun bir sonucu olarak yayılmacı politikalar benimsenmeye başlandı. Bu dönemde, Doğu’da gözlemlenen maddi varsıllık, bilimde, sanatta ve felsefede yaşanan gelişmeler, gözleri İslam Dünyası’na ve Hindistan’a yöneltti. Özellikle baharat ve kumaş en gözde ticari ürünler durumuna geldi. Ham madde gereksiniminin ve varsıl olma düşünün siyasi bağlamdaki yansıması yayılmacılık olarak belirginleşti. Ayrıca misyonerlik etkinlikleri başta olmak üzere, Avrupa’nın ekinini ve dinini yaymak istemesi de yayılmacılığı besleyen önemli bir etken oldu. Yine bu dönemde pusula, ırakgörür(teleskop), matbaa ve barutun bulunuşu büyük önem oluşturuyordu. Coğrafi bilgiler artmaya başlamıştı. Pusula, etkin bir biçimde gemilerde kullanılmaya başlandı. Pusulayla birlikte gemiciler yalnızca bilinen denizlerde dolaşmaktan kurtulmuş, okyanuslara açılabilme cesareti kazanmıştır. Dolayısıyla da pusulanın bulunması denizciliğin gelişmesinin baş etkeni olmuştur. Çünkü artık yön bulmak için karaya bağlı olarak ilerlemek gerekmiyordu. Yeni karaların, iklimlerin, dağların ve koyların keşfedilmesinin altında yatan teknik etmen pusuladır.

Keşiflerin Gelişimi

Coğrafi Keşifler, tam olarak 1400 ile 1600 yılları arasına denk gelmektedir. Hatta bu döneme Coğrafi Keşifler Çağı denilmektedir. Bu 200 yıllık dönemde yeni kıtalar keşfedildi. Yeryüzü, denizden ilk defa dolaşıldı, ticaret yeryüzü ölçeğinde yapılmaya başlandı, ilk kez deniz aşırı ilhanlıklar(imparatorluk) kuruldu ve yeryüzü küreselleşmeye başladı.

Coğrafi Keşifler

Pusulanın bulunmasıyla başlayan Avrupalı devletlerin denizlerdeki egemenlik süreci, Avrupa’nın hemen hemen bütün kıtalar üstünde sömürgeciliğe dayanan kalıcı bir baskı kurmasına yol açtı. Portekiz, 1600’e dek Brezilya ve Batı Afrika’dan Çin Denizi’ne uzanan bir deniz ilhanlığı kurmuştu. İspanya’nın Amerikan İlhanlığı da, Teksas’tan Şili’ye dek uzanıyordu. Portekiz, 8. yüzyıldan beri bütün bölgeyi ele geçiren Müslümanları adım adım geri itmekte başarı sağlamıştı. Hatta 1492 yılına gelindiğinde Müslümanların ellerinde yitirecek bir tek Granada kalmıştı. Ancak buna karşın Portekizliler ve İspanyollar Haçlı Seferleri’ni Cebelitarık Boğazı’nın ötesine ve Müslüman Kuzey Afrika’ya taşımakta güçlüklerle karşılaşmaktan kurtulamadı. Kuzey Afrika’ya doğru başlatılan ilerlemeyi, önce yerel Müslümanların direnci, daha sonra da Osmanlılar engelledi. Çünkü 15. yüzyıldan başlayarak, özellikle de 16. yüzyılın başlarına gelindiğinde, Akdeniz’in doğu ucunda ve Yakın Doğu’da Osmanlılar büyük üstünlük kurmuştu. Bu dönemde Bizans’tan geriye kalan son şehir İstanbul fethedildi, 1516-1517’de de Mısır’da ve Suriye’de egemen olan Memlükler yenilgiye uğratıldı. Akdeniz giderek Osmanlıların üstünlük kazandığı bir deniz durumuna geldi. Bu durum Avrupa’yı sınırlıyor ve Afrika ile Asya’nın yakın alanlarına doğru genişlemesinin doğal yollarını kapıyordu. Bu durum ticareti engelledi ve başka yollardan Çin ve Hindistan’a ulaşma düşüncesi ortaya çıkmaya başladı. Buralara ulaşmak için iki yol vardı: Biri Afrika’nın batı kıyılarını izlemek, diğeri ise yeryüzünün küre biçiminde olması dolayısı ile hep batıya giderek Doğu Asya kıyılarına ulaşmak. Birinci yol Portekizli denizcilerce kullanılıyordu. İkinci yol ise ancak 15. yüzyılın ikinci yarısında denenmeye başlandı.

1400’lü yılların başlarında ilk önemli yolculukları Portekizli Denizci Prens Henry gerçekleştirdi ve Afrika’nın batı kıyılarını dolaştı. Bu yolculukla birlikte, Afrikalıların derilerinin Ekvator’daki sıcaklık nedeniyle kara olduğu türünden kimi söylentiler de sonlandı. 1487’de Denizci Henry’nin gezilerinden esinlenen Bartolomeu Dias, Ümit Burnu’nu keşfetti. Ardından Vasco de Gama, 1498’de Ümit Burnu’nu dolaşarak Afrika’nın doğu kıyılarına ulaştı. 1502 yılında bu yolculuğu bir kez daha yaptı ve 1513 yılında da Çin’e ve Japonya’ya ulaştı.

Coğrafi Keşifler’in kuşkusuz en çok göze batan konusu Amerika’nın keşfidir. İlginç bir öyküsü vardır. Floransalı kozmograf olan Toscanelli, batı yolu ile Hindistan’a nasıl ulaşılacağını açıklamak için Charta Navigationis adlı bir kitap yazar ve Portekiz kralına gönderir. Kitapta ilginç bir söz yer alır:”Batıya gidilerek sonunda doğuya ulaşılır.”. Bu sözden çok etkilenen Kristof Kolomb, 1480 yılında Toscanelli’den çalışmanın kopyasını ister ve bu düşüncelerin yaşama geçirilmesi için bir tasarı yapar.

Toscanelli’ye göre 1474 yılında yeryüzü. (Amerika Kıtası olması gereken yerde açık mavi ile gösterilmiştir.)

Kolomb‘un tasarısı ise “Yeryüzü, küre biçiminde olduğu için, okyanus geçilerek Hindistan’a gidilebilir.” biçimindedir. Bu tasarı için destek arayan Kolomb, Venedik ve Portekizlilerden olumlu yanıt alamaz. Önerisini İspanyollara götürür ve onlardan destek alır. 3 Ağustos 1492’de Nina, Pinta ve Santa Maria adlı üç gemi ile yola çıkar. Güç bir yolculuktan sonra, Asya’nın doğu kıyılarına vardığını sanarak San Salvador adını verdiği adaya, Bahama Adaları’na ve Küba’ya ulaşır. 1493’te geri döner. 1493-1496 yıllarında ikinci yolculuğunu yapar ve 17 gemi, 1200 adam ile Küçük Antil Adaları’ndan çoğunu, Porto Riko ve Jamaika kıyılarını keşfeder. 1498’de de 6 gemiyle üçüncü yolculuğunu gerçekleştirir ve Trinidad Tobago, Granada ve Margarita adalarını keşfeder. Kolomb dördüncü ve son yolculuğunu 1502-1504 yılları arasında gerçekleştirir. 4 gemi ve 150 askerle Panama’ya dek yol alır.

Yeni kıyılarda Kolomb.

Bütün bu yolculukları sırasında Hint Adaları’na ulaştığını sanan Kolomb, ulaştığı yerin yeni bir kıta olduğunu öğrenmeden ölür. Bu yerin yeni bir kıta olduğunu açıklayansa Amerigo Vespucci olmuştur. Sonuçta Amerika, İspanyol sömürgeciliğine açılır.

Demirleyen Santa María gemisi. Kristof Kolomb bu gemiyle Batı Hint Adaları’na ulaşmıştı.

Kolomb‘un keşiflerinden sonra John Cabot Kuzey Amerika’yı(1497), Amerigo Vespucci ise Güney Amerika’nın kuzey kıyılarını keşfetti(1499-1502). Bu dönemde gerçekleştirilen keşiflerin en önemlilerinden biri de 1519’da Ferdinand Macellan’ın yeryüzünün çevresini dolanmak üzere yaptığı yolculuktur. İspanya Kralı 1. Charles’ın desteklediği yolculuğa 1518’de İspanya’dan 5 gemiyle başlayan Magellan, 1520’de daha sonra kendi adı verilecek olan boğazdan geçerek ve hep batıya doğru giderek 1521 yılında Filipin Adaları’na ulaştı. Ancak burada Macellan yerlilerce öldürüldü. Onun yolcuğunu 1522’de Sebastian del Cano bitirdi. Yeryüzünü ikinci kez dolaşan ise Francis Drake’tir. Drake, birincisi 1567, ikincisi 1569 ve sonuncusu 1577-1580 arasında olmak üzere üç yolculuk yaptı. Filipinler’e ve Orta Amerika’ya ulaştı.

Yapılan bu yolculuklar sonucunda, Portekizliler ve İspanyollar tropikal kuşağın en verimli bölgelerini paylaştı. 17. yüzyılın ikinci yarısına dek yapılan keşiflerin hemen hepsi ticari ve sömürge amaçlıydı. Bilimsel amaçlı keşifler ise ancak 18. yüzyılın ikinci yarısında yapılmaya başlandı. Bu bilimsel yolculukların hepsi önemli coğrafi bölgeleri öğrenmek ve kimi bilimsel konuları çözmek amaçlı yapılmıştı. Bu yolculukların en önemlileri James Cook ve Alexander von Humboldt’un yaptığı yolculuklardır. James Cook, yaptığı ilk yolculukta Avustralya’nın gerçek biçimini belirledi. Humboldt ise Orta ve Güney Amerika’nın türlü yerlerini dolaştı ve birçok bilgiyle geri döndü. Yeni bitkiler öğrendi, günlük sıcaklık ve basınçölçer gözlemleri yaptı. Yine boylam ve enlem belirlemeleri yaptı. Aynı dönemlerde yapılan bilimsel yolculuklardan biri de Charles Darwin’in de katıldığı ve Galapagos Takımadaları’nda yaptığı düzenli gözlemlerle Evrim Kuramı’nı geliştirdiği yolculuktur.

Keşiflerin Sonuçları

Rönesans sırasında ve sonrasında yapılan keşifler coğrafya bilgisini geliştirdi. Kartografik ve topografik bilgiler arttı. Coğrafya bir bilim durumuna geldi. Yeni öğrenilen yerler nedeniyle yeryüzünün yeniden betimlenmesi gereksinimi doğdu ve yeni haritalar ortaya çıktı. Daha sonraki dönemlerde coğrafya terimi içine iklim, nüfus, insan, ekonomi gibi kavramlar da girdi. Mercator, 1569’da yaptığı ilk yeryüzü haritasında, paraleller arasındaki genişliğin Ekvator’dan kutuplara gidildikçe arttığı Mercator İz Düşüm Yöntemi’ni ortaya koydu. Gök bilimi alanında da gelişmeler arttı. İleriki yıllarda Amerika’daki madenlerde, şeker ve tütün çiftliklerinde Afrika’dan getirilen insanlar köleleştirilerek çalıştırıldı. Pusula ve harita ile ilgilenen insan gereksinimi nedeniyle yeni bir zanaatkar sınıfı ortaya çıktı. Bu doğrultuda Portekiz, İspanya, İngiltere, Fransa, Hollanda’da denizcilik okulları açıldı. Şeker, tütün, kürk, kereste, patates, mısır, pamuk gibi gıdalar, Avrupa’nın toplam varsıllığını ve gönencini(refah) artırdı. Gidilen bölgelerde karşılaşılan yerli topluma olan tutum sertti. Aztek ve İnka uygarlıkları, İspanyol denizcilerce yok edildi.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde olduğumuz günümüzde insanoğlu keşif duygusundan ve merakından hiçbir şey yitirmedi. Hala keşfedilecek çok şey var. Atmosferin dışına taşan, Ay’a hatta Mars’a dek ulaşan keşif ruhu, artık evrenin sınırlarını zorlamaya başladı. Bu durum insanoğlu var oldukça sürecek bir süreçtir.

Kaynakça

  • Topdemir,H. (2013), Coğrafi Keşifler, Bilim ve Teknik Dergisi, 90-93.
  • Arnold, D. Coğrafi Keşifler Tarihi, Alan Yayıncılık, Nisan 1995.
  • Hanilçe, Murat. (2010), Coğrafi Keşiflerin Nedenlerine Yeniden Bakmak, Gazi Osman Paşa Üniversitesi, Tarih Okulu, Sayı 7: 47-70.
  • Özcan, Ufuk. (2013) 1492 Coğrafi Keşifler ve Günümüze Yansımaları: “Küresel” İspanyol Hakimiyetinin Yükselişi ve Çöküşü, Tarih ve Uygarlık İstanbul Dergisi, Sayı 3: 101-110

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz