Anasayfa Makaleler Beşeri Ekonomik Kalkınmada Ekolojik Bakış Açısı ve Tarım

Ekonomik Kalkınmada Ekolojik Bakış Açısı ve Tarım

751
0
PAYLAŞ

Tüm siyasal yetke(otorite) ve yapılanmaların içerisinde bulunan hiyerarşik düzen ile kamusal çalışmalardaki gerçek amaç; toplum ve devlet ilişkilerinde, tüketim ve üretim aşamasında, toplumsal ve kültürel bağlamda toplumun gönenç(refah) düzeyini yükseltmek gibi kutsal ve de haklı bir rotası vardır.

20. yüzyıl başlarında kaynayan dünya ekonomisi, toplumların kendi iç ve dış dinamiklerini(dil, kültür, coğrafya vb.) kullanarak giriştikleri ve kendi ulus kimliklerini yayılmacı(emperyalist) ilhanlıklara(imparatorluk) kabul ettirmeye yönelik haklı örgütlü toplum hareketleri gibi sayabileceğimiz birçok değişik kitlesel olay ile siyasal yapılanmaların aldıkları kararlar dünya nüfusuna ve ekolojisine büyük zararlar vermiştir. Bunun en bilinen örneği 1. Dünya Savaşı sonrası anlaşma devletleri ile Almanya arasında 1919’da yapılan Versay Barış Antlaşması’nın ağır yaptırımları sonrası, bir nefretin ortaklaşa bir biçimde dışavurumu olarak ortaya çıkan Ulusal Toplumcu(Nasyonal Sosyalist) akım ve bu bağlamda ideolojik kardeşi olan İtalyan faşizmi, tüm yeryüzünde özellikle de Avrupa’da iç ve dış politikalarıyla uluslararası ortamda gerilimlerin, çatışmaların, 2. Dünya Savaşı’nın, sömürünün ve soykırımın odağındadır.

Adolf Hitler önderliğindeki Naziler iktidara geldiğinde ilk amaç ülkeyi çıkmaza sokan; bunalım, enflasyon ve işsizlikten kurtarmaktı. Toplumculuk(sosyalizm) ve ulusçuluk(milliyetçilik) ögelerinin birleşimiyle ortaya çıkardığı yeni ekonomik düzenle Hitler, öncelikle işsizliğe çözüm bulabilmek için tüm kadınların işten çıkarılmasını sağlamıştır. Kadınlardan boşalan çalışma alanlarına erkekler yerleştirilmiş ve bu yolla işsizlik oranı çok büyük ölçüde düşmüştür.

Sendikaların kapatılması ve işçi ödeneklerinin genel bütçeye aktarılmasıyla, grev olasılığı da ortadan kaldırılmıştır. İstihdam artışının hızlanması ekonomide iş gücü maliyetinin de düşmesi neden olmuştur. Diğer yandan Nazi yönetimindeki Almanya’da siyasi muhalifler, tutuklular, evsizler, eşcinsellerin ve Yahudilerin zorla çalıştırılarak, köle emeği olarak kullanıldığı da bilinmektedir.

3. Reich’ın kurtarıcısı ve onun aynı zamanda celladı olan Adolf Hitler’in düzenli yapılanmasına kısaca değinmemizin nedeni, Ulusal Toplumcu politika ve iktisadın yalnızca bir ideolojik düzenin ötesinde aldığı kararlarla, birey yaşamını ve doğadaki düzeni, ekolojiyi kötü etkilemesi savaşların çevresel etkileri üzerine yüzyılımızın insanına ders çıkarma anlamında iyi ama sonuçları nedeniyle kötü bir örnektir. Savaşın çevresel etkileri yalnızca insan yaşamını tehdit etmesiyle değil savaş hazırlığının doğal yaşama etkisi, silahların çevresel kirliliği artırması, askeri uygulamaların yıkıcı etkileri göz önünde bulundurulması gereken can alıcı noktalardır. Bu bağlamda bir siyasi yapılanma ve yetkenin kendi ekonomik gücü üzerinde gelişen politikalarının ekolojiye ve toplumsal yaşama olan derin etkisi, aynı zamanda bu siyasi yetkelerin bulundukları coğrafi konum, fiziki ve beşeri etkenlerin varlığıyla da vücut bulan ekonomik uğraşların diyalektik birlikteliği her iki alanda da geniş ve de aynı zamanda çevreci bir bakış açısı geliştirmemizi zorunlu kılıyor. Andrew Dobson ekolojik düzen ve çevreyle ilgili görüşlerini Ekolojizm adlı yapıtında şöyle dile getirmiştir: “Apaçık bir biçimde, çevreye özen göstermek ekolojizmin(genis kapsamlı olmasa bile)önemli ilkelerinden biridir. Çevreyle ilgili konularda daha özenli olmamız gerektiğinin çokça değişik nedeni sıralanabilir. Ben de ekolojizmin, bunların bir harmanını ileri sürdüğünü göstermek isteğindeyim. Bu anlamda, çevreye özen göstermeye ilişkin öne sürülen savların doğası ekolojizmin tanımının bir parçası durumuna gelir.”

Ekolojist bir bakış açısıyla bu gibi savlar iki başlık altında özetlenebilir: insanlar olarak çıkarımıza olduğu için çevreye özen göstermemiz gerektiğini öne sürenler ve çevrenin insani amaçlar için bir araç olmasıyla tükenmeyen bir öz değere sahip olduğunu-insani amaçlar için bir araç haline getirilemese bile yine de bir değere sahiptir- öne sürenler. Karşılaştığımız savlar çoğu zaman ilk türe girer. Örneğin; tropik yağmur ormanlarının oksijene, ilaçlara hammadde sağladıkları ya da toprak kaymalarını önledikleri için korunması gerektiğidir. Tabi ki bu örnekler ekolojist yaklaşımın tam bir dizelgesi(liste) değildir.

Bunlara ek bir ekolojik duruş ise “Doğa ve çevre için duyulan kaygı gerçekte kendimiz için duyduğumuz kaygı değil midir?”

1. Ekonomik Kalkınma Nedir?

Ekonomik kalkınma, belli bir dönemde herhangi bir ülkenin ekonomisinin niceliksel büyümesinin yanı sıra toplumsal ve ekinsel yapısının da değiştirilmesi, yenilenmesidir. Bu bazen revizyoncu bir yaklaşımla olduğu gibi bazen köklü bir değişimle de olabilir. Ekonomik kalkınma başka bir değişle ekonomik, toplumsal, ekinsel ve politik değer değişimi olarak da tanımlanabilir.

Ekonomik kalkınma toplumun gözünde sözel dille belirtilemeyen çokça kavram, düşünce ve niceliksel büyüklükle birlikte gelişen, değişen bir olay-olgu bütünselliğidir. Ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için kişi başına GSYH’da artışın ve üretimin artması gerekir ancak büyüme kavramı tek başına ekonomik gönencin ve birlikteliğin artması için yeterli değildir. Her ekonomik büyümenin sonrasında toplumsal bir sıçrayış yaşanacağını düşünmek yanlış olur.

2. Ekonomik Büyüme Nedir?

Toplum yaşamının iktisadi verilerinde(üretim, doğal kaynaklar, üretim fazlası vb.) kişi başına bir yıldan diğerine daha yüksek bir gerçek(reel) gelir sağlayacak biçimde sürekli olarak ölçülü büyüyüşüne kısaca “Ekonomik Büyüme” denir.

Ekonomik büyüme iki biçimde saptanır: Cari fiyatlarla hesaplanan yazılı(nominal) GSYH kullanılarak yazılı büyüme ölçülürken, belli bir yılı baz alarak hesaplanan gerçek GSYH kullanılarak gerçek büyüme hesaplanır.

T yılındaki büyüme oranı = g = 100 x GSYHt-GSYHt-1/GSYHt-1 denklemi ile büyüme oranı hesaplanır.

*T=Herhangi bir yıl, g=Büyüme oranı, 100=Yüzde sabiti GSYHt=Gayri Safi Yurtiçi Hasıla/GSYHt-1=Bir önceki yılın Gayri Safi Yurtiçi Hasılasıdır.

Ekonomik Büyümenin Niceliksel Ögelerinden Tarıma Ekolojik Bakış Açısı

Tarımda üretilen ürünlerin sayısal bir büyüklük olarak değil, üretilen ürünün niteliksel özelliğini iyileştirmeye yönelik, yapay gübre kullanımına karşı çıkan, bitki direncini artırmak için asalaklardan yararlanmayı öneren, bileşimli(sentetik) kimyasala izin vermeyen, ekolojik düzen içerisinde yanlış uygulamalar sonucu yitirilen doğal dengeyi korumayı amaçlayan tarım felsefesi ve uygulamalar bütünü “Ekolojik Tarım” ya da “Organik Tarım” olarak tanımlanabilir.

Yüksek endüstriyel girdi ile elde edilen tarım üretiminin karşısında insan sağlığına ve doğal çevrenin korunmasına yönelik değişik bir yol olarak karşımıza çıkan organik tarımın üç önemli ilkesi:

  • Doğa ile uyumlu biçimde üretim,
  • Kapalı düzende tarım ve
  • Ürün değişimidir.

Ekolojik Tarımın Temel Özellikleri

  • Agroekosisteme uygun, dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki türlerinin seçilmesi,
  • İnsan ve doğaya uyumlu olması,
  • Toprağı canlı bir öge olarak ele alması,
  • Bitki gübrelemesi yerine toprağı gübrelemeyi seçmesi,
  • Dış girdinin az olması,
  • Bileşimli gübreden uzak durması,
  • Organik ve yeşil gübreleme ile nöbetleşe yöntemini bir arada tutarak toprak verimliliğini önde tutarak onu koruması ve
  • Biyolojik çeşitliliği önde tutmasıdır.

*Agroekosistem: Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile oluşan ve süreklilik gösteren ekolojik düzenlere ekosistem denir. Eğer söz konusu ekosistem bir tarım alanı içinde gelişiyorsa buna agroekosistem adı verilir.

Ekonomik büyüme ve kalkınma içerisinde en önemli değişkenlerden birisi olan tarım, canlı yaşamı ve özellikle türümüzün yeryüzündeki devamlılığı için bizim ve diğer canlıların ekolojik düzen içerisinde bağımlı kaldığı noktalardan biridir.

Sonuç olarak ekonominin ve ekolojinin merkezinde yer alan tarım her iki alanında uyumuna gereksinim duymaktadır. Bu uyum süreci ise ancak ve ancak ekinsel bir bilinç ve köktenci, toplumsal bir çalışma ile gerçekleştirilebilir. Sorunumuzu çözmek için düzenleme yapılmamış pazarlara güvenemiyorsak, bilinçli toplumsal etkinlikllere yönelmeliyiz. Ancak bu toplumsal etkinlik kimce ve hangi düzeyde gerçekleştirilecektir? Ve bugüne dek eşitsizlik sürmüş, gelişmenin diğer büyük yanlışları ile ilgili çevresel konular nasıl oluşmuştur? Bunun yanıtı, sürdürülebilir gelişme için uygulanan politikalardaki anahtar noktaları araştırdığımız toplumsal alanlardadır.

Kaynakça 

  • Doğanay,Coşkun,Tarım Coğrafyası,Pegem Akademi,Ankara 2012
  • Tümertekin,Özgüç,Ekonomik Coğrafya,Çantay Yayınları,İstanbul 2016
  • Kocaeren,Çevre ve Enerji,Nobel Yayınları,Isparta 2016
  • Andrew Dobson,Ekolojizm,Yeni İnsan Yayınevi,İstanbul 2016
  • Ekonomik Kalkınmayı Belirleyen Faktörler:Ampirik Bir Analiz makalesi,Sedat ALTAŞ,Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı
PAYLAŞ
Önceki makaleOsmanlı’da Coğrafya
Sonraki makaleYeryüzünün İç Yapısı
25 Mayıs 1998 yılında İzmir'de doğdum.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümün'ünde Lisans Eğitimi almaktayım.Doğa Bilimlerine ilgimden ve araştırma yapmayı sevdiğim için Coğrafyacı olmaya karar verdim ve buradayım.

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz