Anasayfa Makaleler Fiziki Denizler ve Okyanuslar

Denizler ve Okyanuslar

1142
1
PAYLAŞ

Denizler ve okyanuslar yeryüzünün %71’ini kaplayan ve birbirine bağlı olarak yerkabuğundaki çukur alanları dolduran büyük su kütleleridir. Denizler ve okyanuslar yeryüzündeki yaşamın sürebilmesi için gerekli olan suyu sağlayıp günlük hava olaylarını ve iklimleri etkilerler. Ayrıca denizler ve okyanuslar; besin ve erke(enerji) sağlama, ulaşım, rekreasyon etkinlikleri ile atıklardan kurtulma gibi amaçlarla kullanılmaktadır.

Yeryüzünde “okyanus” denilen beş büyük deniz bulunur ki bunların diğer denizlerden ayrımı yalnızca büyüklük ve derinlik bakımındandır. Bu okyanuslar Büyük(Pasifik), Atlas(Atlantik), Hint, Kuzey Buz(Arktik) ve Güney(Antarktik) okyanuslarıdır. Bu okyanuslara bağlı çokça koy, körfez ve deniz bulunmaktadır ve bunların tümü yaklaşık 369.000.000 km²’lik bir alan kaplar.

Okyanuslar haritası.

Bu su kütleleri derinlik, genişlik ve tuzluluk bakımından değişik özellikler taşırlar. Ancak denizler arasındaki en keskin ayrım iç(ara) denizler ve kenar denizler biçiminde yapılır.

Ara denizler, karaların içlerine iyice sokulmuş, diğer deniz ve okyanuslara dar ve sığ bir boğaz aracılığıyla bağlanabilen denizlerdir. Yeryüzündeki en güzel örnekleri ise Akdeniz ile onun birer parçası olan Tiren, İyon, Adriyatik, Ege, Marmara ve Azak denizleri ile Karadenizdir. Bunların dışında Kızıldeniz ve Baltık Denizi de ara denizlere güzel birer örnektir.

Yeryüzündeki önemli denizler.

Kenar denizler, okyanuslar ile karalar arasında bulunup okyanuslardan yer yer suyun üzerine çıkıp çoğunlukla adayayı biçimini alan eşiklerle(sırt) ayrılmış ve bu adaların arasındaki boğazlarla okyanuslara bağlanabilen denizlerdir. Yeryüzündeki en güzel örnekleri ise Bering, Ohotsk, Japon, Sarı, Doğu Çin, Güney Çin, Umman, Karayip, Kuzey ve Norveç denizleri ile Güneydoğu Asya’daki adaların arasında bulunan Cava Denizi gibi küçük denizlerdir.

Denizler ve okyanuslar, deniz bilimcilerce incelenir ve son 50 yılda gelişen uygulayım bilimi(teknoloji) aracılığıyla denizlerin ve okyanusların taban haritaları çıkarılmış ve denizlere ve okyanuslara ilişkin çokça bilgi edinilmiş olsa da henüz denizlerin ve okyanusların çokça yeri ve özelliği keşfedilememiştir.

Bugünkü denizler ve okyanuslar yeryüzü oluştuğundan beri sürekli bir değişim içerisindedir. Örneğin Mezozoyik Dönem‘de Pangea adı altında tek parça biçiminde bulunan karaları çevreleyen tek ve büyük bir deniz olarak Pantalassa bulunuyordu. Ancak Pangea’nın parçalanması ve karaların bugünkü durumlarına gelmeleri sonucunda denizlerin yeryüzündeki dağılışı da değişmiştir. Denizler ve okyanuslar bugün bile süren tektonik devinimler sonucunda genişleyip daralmaktadır.

Deniz ve Okyanusların Tabanları

Denizler ve okyanusların karalara değdikleri yerlerde az eğimli ve çok derin olmayan(ortalama 200 m) kıta sahanlığı bulunur. Kıta sahanlığının ilerisinde ise tabanı birden alçaltan kıta yamacı(şevi) vardır ki bu yamaç kıta sahanlığı ile abisal düzlük de denen derin deniz tabanı(bölgesi) arasındaki geçiş bölgesidir. Bu düzlükler çoğunlukla kaya, kum, çamur ve organik atıklardan oluşan tortul bir katmanlar örtülü durumdadır.

Denizlerin ve okyanusların tabanlarını anlatan bir çizim.

Denizlerin ve okyanusların tabanlarında: Akarsu vadilerinin uzantısı biçimindeki denizaltı vadileri ile bu vadilerin içinden deniz tabanına yayılan çamur akıntıları veya lığ(alüvyon) birikintileri, çoğu volkanik olan denizaltı dağları ile masadağlar(guyot) ve alçak tepecikler görünümündeki abisal tepeler, birbirinden uzaklaşan levhaların sınırlarında okyanus ortası sırtları ile rift vadileri, birbirine yaklaşan levhaların sınırlarında ise okyanus çukurları ile bunlara paralel adayayları sıklıkla bulunan yerbiçimleridir.

Denizaltı Araştırmaları

Denizaltı araştırmaları, genellikle laboratuvarlar, bilgisayarlar ve araştırma için gerekli başka aygıtlarla donatılmış araştırma gemilerinden yürütülür. Yine bu gemilerde bulunan sonarlarla denizlerin ve okyanusların taban haritaları çıkartılır.

Alvin adlı denizaltı laboratuvarının Atlantis 2 gemisinden suya indirilmesi.

Denizaltı araştırmacıları soğuk ve karanlık suların getirdiği basınç, solunum ve görme ile ilgili çokça sorunla karşılaşırlar. Denizlerin 70 m’ye dek olan derinliklerine tüplü dalış yapılabilirken daha derinlere dalındığında yüzeye dek uzanan bir hortum dalgıçlara ve araştırmacılara yardımcı olur. Ayrıca derinlik arttıkça dalgıcın soluduğu havanın da içeriği değişir, 50 m’ye dek %21 O-%78 N karışımı, 50-90 m aralığında N yerine çoğunlukla He, daha derinlerde ise O oranı azaltılmış O-He karışımı solunmalıdır. Dalıştan sonra yüzeye çıkışta da vurgun en önemli sorundur ve derin deniz dalgıçları özel olarak basıncı düşürülen tankların içinde ancak birkaç günde yüzeye çıkabilirler.

Bozcaada’da görev yapan UEDAŞ’a ait bir UKA.

Uygulayım biliminin gelişmesi ile artık derin deniz araştırmaları yüzeydeki bir pilotça yönetilen, deniz tabanından örnek toplayabilen, görüntü alıp gönderebilen UKA’larla(Uzaktan Kumandalı Araç) yapılmaktadır.

Akıntılar ve Dalgalar

Deniz ve okyanus suları rüzgarların itici etkisi ile harekete geçip su kümelerindeki sıcaklık ve yoğunluk ayrımlılıkları ile karaların dağılışı ve Yer’in günlük deviniminin(Koriolis gücü) etkisiyle türlü yönlere ilerlerler. Ayrıca kimi akıntılar veya akıntıların kimi parçaları günlük devinimin etkisiyle geniş ve dairesel devinimlere başlar ki bu devinimlere “çevrinti” adı verilir. Akıntılar, geldiklere yerlere göre sıcak(en yüksek 30°C) veya soğuk(en düşük -2°C) olabilirler. Ayrıca akıntıölçerlerle ölçülen hızları da değişkenlik gösterir ve ortalama 10 km/gün hızla ilerlerler. Akıntılar yüzey ve dip akıntısı biçiminde bulunabilirler.

Yüzey akıntıları denizlerin ve okyanusların 350 m’ye dek olan derinliklerinde etkili olurken dip akıntıları çoğunlukla yüzey akıntılarına koşut(paralel) ancak onların altında ters yönde hareket ederler. Bu iki akıntı okyanuslarda genel bir döngü içerisindedir: Kutuplarda soğuk ve yoğun olan sular çoğunlukla dibe çöküp Ekvator’a dek okyanusun tabanında ilerledikten sonra Ekvator ve çevresinde enlem etkisinde ısınmış sulardan etkilenip ısınarak yüzeye çıkar ve yüzeyden yeniden kutuplara doğru dönerek ilerler. Yüzey akıntıları özellikle yelkenli gemilerin kullanıldığı dönemlerde ulaşım amaçlı kullanılmışlardır.

Okyanus akıntıları haritası.

Denizler ve okyanuslardaki akıntılar çevre kirliliğine neden olan atıklarla birlikte buzdağlarını hatta kimi canlıları bile oldukça uzaklara sürükleyip götürebilirler. Bu yüzden denizlerde ve okyanuslarda kirlilik oldukça hızlı yayılabilir.

Dalga oluşumunun en önemli nedeni rüzgarlardır ve rüzgarın hızına, esiş süresine ve estiği alanın uzunluğuna bağlı olarak dalgaların da bu özellikleri değişir. Dalgaların en önemli sonucu ise kıyıların biçimlendirilmesi durumudur. Dalgaların etkisiyle dik ve yüksek kıyılarda çoğunlukla aşınım, düz ve alçak kıyılarda ise çoğunluk birikim biçimleri gelişir.

Dalgaların oluşmasındaki diğer bir etken ise depremlerdir. Özellikle denizlerin okyanusların tabanlarında yaşanan depremler, depremin yaşandığı bölgedeki büyük su kümelerini çok büyük bir güçle harekete geçirirler ve bunun sonucunda tsunami adı verilen çok büyük boyutlarda, özellikle kıyılarda yıkıcı etkisi olan dalgalar ortaya çıkar.

Tuzluluk

Denizlerin tuzluluk oranı ortalama olarak ‰35’tir. Başka bir deyişle 1 l deniz suyu ortalama olarak 35 gr tuz içermektedir. Ancak bu durum enlem koşullarına bağlı olarak değişir ve Ekvator’dan kutuplara gidildikçe denizlerin tuzluluk oranı düşer. Bunun nedeni Ekvator’da sıcaklığın ve dolayısıyla buharlaşmanın yüksek olup kutuplara doğru gidildikçe ikisinin de düşmesidir. Ekvator ve çevresindeki yüksek sıcaklık ve buharlaşma koşullarına bağlı olarak deniz suyu buharlaşırken içerdiği tuz geride kalır ve bu da denizdeki tuzlu su karışımında su oranının azalıp tuz oranının artması anlamına gelir.

Deniz Düzeyindeki Değişimler

Deniz düzeyi sürekli değişken durumdadır ve bunun gözle görülebilir en güzel örneği günlük olarak deniz düzeyini değiştiren gelgitlerdir. Gelgit etkisindeki alçak ve düz kıyılarda tuzlu bataklıklarla birlikte bu bataklıklarda gelişebilen tuzcul bitkiler gelişebilir. Tropik bölgelerde ise bu tuzlu bataklıklar mangrov bataklıklarına dönüşür. Tarih boyunca, okyanusların boyut ve biçimleri ile iklimler değiştikçe denizlerin de düzeyi değişmiştir. Bu durumun en önemli nedeni ise küresel iklim değişiklikleridir. Günümüzde de yaşanan iklim değişikliği daha şimdiden benzer sonuçlar ortaya çıkarmaya başlamıştır.

Denizlerde ve Okyanuslarda Yaşam

Birçok bilim kişisi, ilk canlıların 500 milyon yıldan daha uzun süre önce okyanuslarda ortaya çıktığına inanmaktadır. Tuzlu deniz suyu hala milyonlarca değişik bitki ve hayvan için önemli bir doğal yaşam alanıdır. Denizler ve okyanuslar yüzeyden derin okyanus çukurlarına dek çokça canlıyı barındırır ve bu canlılık büyük oranda bitkilere bağımlıdır.

Su biyomlarındaki besin zincirlerinin en altında bulunan bitkisel planktonlar, yalnızca denizlere ve okyanuslara değil atmosferdeki O’nin %70’ini üreterek karalara da canlılık sağlarlar. Bitkisel planktonlar Güneş ışığından yararlanabilmek için daha çok yüzeyde yaşarlarken fotosentez yapmayan hayvansal planktonlarsa daha derinlerde yaşamaktadırlar. Plankton sayısı bölgeden bölgeye ve mevsimden mevsime değişirken kıta sahanlıkları ve kutuplara yakın bölgelerde oldukça çoktur.

Kıta sahanlıkları, Güneş ışığını çokça alabildiği için denizler ve okyanuslardaki biyoçeşitliliğin en üst düzeye ulaştığı alanlardır. Kıta sahanlığının altında biraz da olsa Güneş ışığının sızdığı Alacakaranlık Kuşağı bulunur ki burada çoğunlukla kimi balık türleri ile ahtapotlar ve mürekkep balıkları yaşamaktadır. Alacakaranlık Kuşağı’nın da altında Güneşsiz Kuşak bulunur ve sıcaklığı ortalama 4°C’dir. Bu katmanda, üst katmanlardan gelen ölü planktonlar önemli besin kaynaklarıdır. Denizlerin ve okyanusların abisal düzlükleri ise tümüyle karanlık ve oldukça soğuktur. Buradaki canlılar daha çok yüksek basınca dayanıklı türlerdir ve kimileri kendi ışığını üretebilirler. Daha da derinlerde, okyanus çukurlarında ise yaşam neredeyse tümüyle üst katmanlardan çöken organik atıklara dayalıdır.

Tropikal kuşaktaki kimi kıta sahanlıklarında mercan resifi adı verilen denizler ve okyanuslardaki biyoçeşitliliğin en üst düzeye ulaştığı yaşam alanları bulunur. Mercan resifleri, mercan polipleri olarak adlandırılan küçük hayvan iskeletlerinin üst üste yığılmasıyla oluşan adacıklar biçimindedir. Bu resifler yeryüzündeki bütün balık türlerinin 1/3’ünü barındırır.

Bir mercan resifi görüntüsü.

Denizlerdeki ve okyanuslardaki böylesine varsıl(zengin) biyoçeşitlilik uygarlığın atıkları ve aşırı avlanma gibi nedenlerle kirlenme ve hatta yok olma tehdidi altındadır. Sürekli olarak olağanüstü boyutlarda kirletici madde denizlere ve okyanuslara karışmaktadır ve bu kirleticiler küçük canlılardan büyük canlılara doğru besin zinciri içerisinde yayılarak deniz ürünleriyle beslenen insanları da tehdit etmektedir. Yılda yaklaşık 3,5 milyon ton petrol ana kirletici öge olarak denizlere ve okyanuslara karışır. Bunun %10’u tanker sızıntılarından kaynaklanırken petrol çıkarım alanlarındaki sızıntılar, kazalar ve kasıtlı boşaltmalar da buna neden olur. Petrol sızıntıları özellikle deniz kuşlarının ölmelerinin en önemli nedenidir. Petrol aynı zamanda mercan resiflerinin ve daha çokça canlı türünün de ölümüne neden olur.

Petrole bulanmış bir kuş.

Denizlerdeki ve okyanuslardaki kirliliğin tek nedeni petrol olmadığı gibi katı atıklar ve lağımlar da kirliliğe neden olur. Plastik atıklar yılda ortalama 2 milyon deniz kuşunu, 100.000 memeliyi, çok sayıda kaplumbağa ve balığı öldürmektedir.Bu katı atıkların çoğu gemilerden bırakılırken bir bölümü de akarsulardan ve kumsallardan taşınarak dağılır. Lağım atıklarının %99’u su olsa da barındırdığı çokça bakteri ve virüs nedeniyle lağım boşaltımı yapılan yerlerden avlanan deniz canlılarının tüketilmesi ağılanmaya(zehirlenme) neden olabilir.

Denizlerdeki ve okyanuslardaki kirliliğin diğer nedenleri arasında; çöplerden sızan sular, tarım emleri(ilaç), yapay kemreler(gübre), çekirdeksel erke(nükleer enerji) atıkları ve benzerleri sayılabilir.

Denizlerin ve okyanusların korunması şimdi yararlanılan olanakları sürekli duruma getirecek ve besin ve erke kaynaklarının yok olmasını engelleyecektir. Bunun sağlanması için uluslararası anlaşmalar yapılmalı ve yapılan anlaşmalara uyulmalı, Büyük Set Resifi gibi kapsamlı bir biçimde korunan deniz rezerv alanları oluşturulmalıdır.

Deniz ve Okyanusların İklime Etkisi

Yeryüzündeki suyun %97’sini içeren denizler ve okyanuslar yeryüzündeki en büyük nem kaynaklarıdır ve sağladıkları nemle görülen tüm yağış olaylarının gerçekleşmesini sağlarlar.

Güneş’ten gelen ısının yaklaşık %75’ini soğuran denizler ve okyanuslarda oluşan akıntılar da Güneş’ten alınan ısıyı gittiklere bölgelere taşırlar ve buharlaşma yoluyla içerdikleri ısı, atmosfere karışarak akıntıların ulaştıkları bölgelerdeki ortamın da ısınmasını sağlarlar. Örneğin; sıcak akıntılara kapalı olan Baltık Denizi’nin doğusundaki Rusya’ya bağlı St. Petersburg Limanı kış aylarında donarken bu limanla aynı enlemde bulunan Norveç’in Norveç Denizi kıyılarındaki Bergen Limanı sıcak Gulf-stream akıntısının etkisinde olduğundan böyle bir sorun yaşamaz.

Ayrıca Güneyli Salınım(El-Nino) gibi olaylar da çok büyük çapta değişimlere yol açıp toplu canlı ölümlerine ve büyük fırtınalara neden olabilir.

Ekonomik Etkinlikler

Denizler ve okyanuslar binlerce yıldır önemli bir besin kaynağı oluşturmuştur. Bugünse çiftliklerde yetiştirilenlerin dışında yıllık ortalama 95 milyon ton balık avlanmaktadır. Avlanan balıkların çoğu besin amaçlı tüketilirken bir bölümü de hayvan yemi, kemre(gübre), boya, yapıştırıcı ve sabun gibi ürünlerin yapımında kullanılmaktadır.

Bilinen 20.000’den çok balık türünün yalnızca 22’si ticari olarak avlanmaktadır. Ancak balık avlamada yöntemlerindeki gelişmeler, büyük ağlar ve güçlü balıkçı tekneleri(trol) tek bir avda 200 tondan çok balığın yakalanabilmesine olanak sağlamıştır. Bu durumla birlikte birçok bölgede aşırı avlanma ortaya çıkmış ve böylece de söz konusu bölgelerdeki balıkların soyu tehlike altına girmiştir. Aşırı avlanma yalnızca balık türlerinin değil, balıklarla beslenen diğer canlıların da soylarını da tehlikeye atmaktadır.

Bir troll balık ağına takılan bir denizaslanı.

Yeryüzünde çıkarılan petrolün 1/3’ü ile doğal gazın büyük bölümü deniz ve okyanus tabanlarından çıkarılmaktadır. Denizlerin veya okyanusların altındaki petrolü veya doğal gazı çıkarabilmek amacıyla denizin yüzeyindeki bir kuleden sarkıtılan matkaplarla 900-3000 m aralığındaki derinliklerde kuyular açılır. Bu kuyularda verimli bir rezerv bulunduğunda ise denizin yüzeyinde 400 m yüksekliğe ulaşabilen ve vardiyalı biçimde yüzlerce işçiyi çalıştırabilen üretim platformları kurulur. Çıkarılan petrol ve doğal gaz ise ya denizin tabanındaki boru hatları ile ya da tankerlerle arıtımevlerine(rafineri) taşınır.

Brezilya’da bir petrol platformu.

Okyanuslardaki gelgitler, dalgalar ve akıntılar bütün Dünya’nın elektrik gereksinimini karşılayabilecek düzeyden daha çok erkeye(enerji) iyedir(sahiptir). Bu doğal güç kaynakları gelgit barajları veya dalga gücü aletleri ile kullanılabilir erke sağlarlar.

Kaynakça

Felicity Brooks, Denizler ve Okyanuslar, TÜBİTAK, Ankara, 2000

Reşat İzbırak, Coğrafya Terimleri Sözlüğü, Mektupla Öğretim Merkezi Yayınları, Ankara, 1975

FAO

PAYLAŞ
Önceki makaleSessiz ve Ölümcül Karbondioksit Patlaması
Sonraki makaleSüper, Mavi, Kanlı Ay Tutulması Yaşanacak
1992 yılında Bursa'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Bursa'da tamamlayıp İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü'ne giriş yaptım. Okurken çektiğim Türkçe coğrafi kaynak sıkıntılarını gidermek adına Ekopangea'nın kurulmasına önayak oldum.

1 YORUM

  1. Yerkürenin dış kabuğu iki yüz kilometre derinliğe kadar kısım uzaydan asteroit olarak gelmiş malzemelerle oluşmuştur. PANGEA değildir. Yerkürenin çekirdek magmasıyla dışta görünen magma arasında hiçbir bağ olmadığı bilinmelidir. Dış magmalar yerin derinliklerinde çok miktarda hidrojenle karbon birikimlerinin reaksiyon şartları oluşmasıyla büyük patlama, çok büyük depremlerle yanma ısısıyla oluşan magmalardır. Okyanus derinliklerindeki basınç su cenderesi misali koca kıta katmanlarının altına etkimesiyle kocaman kıtaları yükseltir. Görünen çok yüksekliğin altında elastiki malzeme vardır.

BİR YANIT BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya giriniz